İlk doktor kontrolümüze bebeğimiz 3 haftalıkken gittik. Daha kalp atışları bile yoktu. Doktor, "15 gün sonra gelin, kalp atışlarını görelim" dedi. "Henüz gebe olduğunuzu akrabalarınıza söylemeyin, herhangi bir sorun çıkarsa hayal kırıklığı olmasın" da dedi ama, bunu bana söylemesi çok komikti çünkü ben daha doktordan çıkmadan annemi aradım. Ayhan'ın da benden kalır yanı yoktu yani. Eve gitmeden önce annesine uğradık ve haber verdik. İnsan çok mutlu olduğunda bunu en yakınındakilerle paylaşmak istiyor.
İki haftanın geçmesini sabırsızlıkla bekledik ama zaman geçmek bilmedi. Koşa koşa doktora gidip bebişimizin kalp atışlarını gördük. Çok küçüktü, bir an önce büyümesi için dua ettim. Zaman nasıl su gibi aktı geçti diyeceğim ama gelin bana sorun. Hamilelik dönemim çok sıcak günlere geldiği için çok zor bir hamilelik geçirdim. İş yerimdeki arkadaşlar daha hamile olduğumu söyler söylemez teşhisi koydular, erkek olacak. Bak içime doğdu dediler. Daha sonra ise bebişime Arda ismini verdiler kendilerince. Artık bütün gün Arda nasıl ne yapıyor iyi mi vs... gibi sorular soruyorlardı.
Her ay düzenli olarak doktora gidip bebeğimizi ultrasonda görmek büyük bir keyifti. Onun gelişimini izlemek çok güzeldi; normal kontrol dönemlerinin haricinde bir bahane bulsam da doktora gidip bir baksak diye yer arıyordum. Ultrasonda bakışımızda sürekli hareket ediyordu, ama ben hareketlerini henüz hissedemiyordum, bu da beni rahatsız ediyordu.
5. aydan sonra hareketlerini hissetmeye başladım, ne güzel de kıpırdıyordu içimde. Öyle sürekli hareket etsin de iyi olduğunu anlayayım istiyordum. Biraz hareket etmese acaba bir şey mi oldu diye hemen doktorumu arıyordum. Kendisi de benim ne panik bir insan olduğumu anladığı için "İstersen işten çıkınca uğra bir bakalım için rahatlar" diyordu.
Bu şekilde çok gittim her defasında da ultrasonda hareketlerini görüp rahatlıyordum. Evet 5. ayda bebeğimiz bize cinsiyetini gösterme lütfunda bulundu. O gün doktorum baktı ve bana dönüp "Sen kızları mı yoksa erkekleri mi daha çok seversin?" diye sordu. Ben de artık cinsiyetini öğrenmekten ümidi kesmiş vaziyette Fark etmez sağlıklı olsun da" dedim
"Yani" dedi doktor, "bende kızlar daha şirin oluyorlar, fırfırlar danteller falan ama, etrafına bakarsan erkek bebekler de çok şirin oluyorlar değil mi?" demesiyle ben anca ayıloım ve böylece de oğlumuz olacağını öğrenmiş olduk.
Hamileliğimin 7. ayında doktorum bebeği sezaryenle almaya karar verdi. Nasıl korktum anlatamam. Ben hep normal doğum istiyordum ama benim Batuhan efendi biraz iri kıyım bir bebekti, normal doğması benim açımdan risk teşkil ediyormuş. Kadere boyun eğmekten başka yol kalmadı tabii......
Son ay kontrolümüzde doktorum doğum gününü kesin verdi. 14 Ağustos (korkuyorummm sanki benden başka kimse sezaryen olmadı ya, ilk ben) ama Batuhan biraz iri bir bebek olduğu için 2 hafta erken almaya karar verildi. 6 Ağustos gününe hastaneden randevular alındı fakat bazı insanlar randevu olayını pek sevmiyorlar sanırım, özgür iradeleriyle gelmek istiyorlar. Benim sabırsız oğlum gibi.
Böylece Batuhan 3 hafta erken doğdu, daha fazla içeride durmaya dayanamadı sanırım. 27 Temmuz Cuma günü evde tek başıma otururken birden suyum geldi, aynı zamanda kan da geliyordu. Benim direkt olarak elim ayağım birbirine dolaştı, tabii zaten sezaryenden korkuyordum biliyorsunuz, hemen doktorumu aradım.
Kendisi o gün Ayvalık'a tatile gidiyordu, bir gün önce de beni arayıp "gel bir bakalım, aklım sende kalmasın" demişti. Her şey normaldi anlayacağınız, neyse kendisini tam Bandırma feribotuna binmek üzereyken yakaladım, eğer yetişemeseydim ne yapardım bilemiyorum doğrusu. Kendisi bende o kadar bir güven duygusu uyandırdı ki başka doktorla doğuma girmem mümkün olmazdı sanırım. Hemen hastaneye gitmemi söyledi, bu arada ben de Ayhan'ı arayıp "Eve gel, galiba ben doğuruyorum" dedim. Zavallı kocacığım o anda ne şekilde söyledim bilemiyorum ama Kağıthane'den Küçükyalı'ya sadece 10 dakikada geldi ve panik içerisindeydi, bu defa ben onu sakinleştirmeye çalıştım, neyse önceden hazırladığım hastane çantasını kaptığımız gibi doğru hastaneye koştuk yol maceramızda tam olaydı hastaneye resmen uçarak gittik, flaşörler yandı, kornalara basıldı, önümüzden çekilmeyenlere küfür edildi.
Bende "Canım sakin ol tamam, hemen gelmez bebek" desem de işe yaramadı. Sanki kendi doğuracak. Oraya varmamız da anlayacağınız gibi çok kısa bir zamanımızı aldı, sağ sağlim vardık. Gider gitmez doktorumun talimatlarını alan görevliler beni sezaryen için hazırlamaya başladılar, çok kısa bir süre sonra kendimi ameliyathaneye inmek üzere asansörde buldum. Doktoruma şöyle bir el sallamadan sonra beni hemen aldılar, ben bu arada ağlıyorum ve Ayhan'a bana bir şey olursa diye bazı şeyler saçmalıyorum, o da kendini ağlamamak için zor tutuyordu. Tabii ben kahvaltı ettiğim için önce mideme hortum sokup temizlemek zorunda kaldılar. Bu kadar erken kahvaltı ettiğim için kendime o kadar kızdım ki anlatamam.
Biraz zor bir işlem ama acı yoktu. Daha sonra ise beni asansöre bindirdiklerini hissettim ama gözlerimi açamıyordum, bebeğimin nasıl olduğunu sormaya çalışıyordum ama sanki konuşan ben değildim sadece bebeğim bebeğim diyip duruyor gerisini getiremiyordum. Hemşire "bebek çok iyi, merak etme" dedi ama ben ısrarla bebek bebek demeye devam ettim, lafımı tamamlayacağım ya illaki ama mümkün olmadı. Daha sonra kendime geldiğimde bütün aile fertlerinin başımda "Geçmiş olsun, bebek çok güzel" demelerini duyuyordum ama bir an önce bebeğimi görmek için sabırsızlanıyordum.
Yanıma getirdiklerinde ise gözyaşlarımı tutamadım, dünyada bu kadar güzel bir şey olabilir mi acaba? Allah herkese bu duyguyu tattırsın, muhteşem bir duygu tarifi ise imkansız.
Daha sonraki 4 gün ise benim üzüntü günlerimdi. Hastanende tam 5 gün kaldık. Bebeğimin kan oranı çok yüksek olduğu için beyne ya da kalbe giden damarlarda tıkanıklık olabilirmiş, erken doğduğu için sütüm de gelmemişti. Doktor eğer sütünüz olsaydı bebiş süt içebilse bu en iyi ilaç hemen iyileşebilir demez mi işte o zaman kendimden ve göğüslerimden nefret ettim, saatlerce ağladım, neden süt vermiyorsunuz diye kendime vurdum, çocuğumu iyileştirebilecek sütümün gelmemesi beni kahretti, sürekli ağlıyordum. Hemşireler bu kadar ağlama bak sütün hiç gelmez sonra falan dediler ama nafile.
2 gün boyuca sürekli serum verdiler ve yavrumu kucağıma alamamak tam bir işkenceydi. Ağladıkça kucağıma alıp sakinleştirmek, "Tamam yavrum annen burada" demek istedim ama vermediler, getirmediler. Bende sürekli bebek odasının başında nöbet tuttum. 2. günün akşamı "Tamam, serum işe yaradı, eğer böyle giderse sizi yarın çıkarırız" dediler, ben büyük bir sevinçle annemlerin yardımıyla çantamı topladım ve beklemeye başladık, Sonra gelen haber ise beni resmen yıktı, hayır iyileşememişti 1 gün daha serum gerekiyordu, neyse bebiş sağlığına kavuşsun diye dua etmekten başka yapacak bir şeyimiz yoktu. Daha sonraki gün de sarılık oldu ve bir günde fototerapi aldı ama arkadaşlar doktor gelip de "bebeğiniz gayet iyi artık gidebilirsiniz" deyince bir zil takıp oynamadığım kaldı.
Çok değişik bir duygu geceleri hep Allah'a yalvardım. Allah'ım onu benden alma eğer illaki birini yanına alacaksan benim canımı al, oğlumu bırak diye... şu satırları yazarken bile gözlerim doldu şimdi. Allah'ıma şükürler olsun şu anda Batuhan'ım çok sağlıklı.
Daha sonra öğreniyorum sevgili eşim Ayhan Batuhan'ımı ameliyathaneden çıkartıp göstermişler, eşim şöyle bir göz ucuyla bakıp, "Karım nasıl, ne zaman çıkacak?" demiş sadece ve ben çıkana kadar bebeğe bir daha bakmamış. Canım eşimi gerçekten çok seviyorum, onun da beni sevdiğini biliyordum zaten ama böyle davranması bir başkaydı, benim için ölene kadar unutamayacağım bir anı olarak hep bende kalacak.
Allah'a sürekli şükürler olsun diye dua ediyorum bize bu kadar güzel dünya tatlısı akıllı bir evlat verdiği için. Hayat onsuz ne kadar boşmuş meğerse. Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor, gaz sancıları nedeniyle geçirdiğimiz uykusuz geceler boyu başında beklemeler, o ağlardı ben de ağlardım, kaç kere gecenin bir körü hastanelere götürdük acaba bir şeyi var mı diye... Gidiyoruz yok bir şey gaz sancısı diye eve gönderiyorlar, eee acemilik tabii.
Batuhanım ilk doğduğu günden itibaren herşey çok güzeldi, hala da öyle...O bizim her şeyimiz. Eşim Ayhan ve benim gözbebeğimiz canım oğlum hiç hasta olma tamam mı? Hep gül, hep mutlu ol, bil ki biz hep yanında olacağız.