Eşimle 1998 yılında havaalanında tanıştık. O zamanlar ben Dış Hatlar Terminali'nde bilet satış ofisinde çalışıyordum. Eşim de turizm rehberliği yapıyordu. Çok ilginç bir tanışma şekli olmasına rağmen, bir seneden sonra 03.07.1999 tarihinde evlenmeye karar verdik. Sade bir nikahtan sonra ikimizi bekleyen ortak ve yepyeni bir hayata adım attık. Dört senelik bir evliliğimiz var, eşimi gün geçtikçe daha çok sevdim ve daha fazla saygı duydum. Galiba doğru bir seçim yapmıştım.
Aradan 1,5 sene geçtikten sonra çocuk sahibi olmaya karar verdik. Mart 2001 tarihinde hamile kaldım. Her kadın önceden hamile kaldığını hisseder diye düşünüyorum. Bende öyle oldu çünkü, test yaptırmak için hiç acele etmemiştik. Ancak iki aylık hamileyken bir kanama geçirdim. Düşük tehlikesi vardı. Doktorum bana bebek doğana kadar sırtüstü yatmam gerektiğini söylediği an moralim çok bozulmuştu. Oldukça hareketli bir insandım ve işimi bırakmak da istemiyordum. Üç gün evde dinlendikten sonra kesinlikle işime devam etmeye karar verdim. Çünkü bana göre hamilelikte annenin ruh sağlığı da çok önemliydi. Ve evde oturmak hiç bana göre bir şey değildi. İşime tekrar başladım.Sürekli midem bulanıyordu. Dört aylık hamileyken bile 36 beden giyiyordum. Bunların dışında hamileliğim sonuna kadar hiç problemim olmadı.
7. ayda normal aylık rutin kontrolümü olmak için hastaneye gittiğimde adeta yıkıldım. Doktorum hastaneden ayrılmıştı. Kendimi bir anda öksüz hissetim. Başka bir doktordan yardım almaya karar verdik. Ama almaz olsaydık. Yeni doktorum beni tekrar Doplere almak istedi, biz itiraz etmedik tabi ki. Doktorum Dopler'den sonra bebeğimizin kafasının vücuduna göre daha büyük olduğunu söylediğinde dünyamız başımıza yıkıldı sanki. O hafta sonunu ağlayarak geçirdim. Pazartesi sabahı erkenden kalkıp eşimle birlikte, Dopler konusunda oldukça deneyimli ve eski doktorumun tavsiye etmiş olduğu bir doktora gittik. Muayene saatimin hiç gelmeyeceğini düşünmüştüm, geçirdiğim en zor yarım saatti. Muayene esnasında büyük bir korku ile doktorun ne diyeceğini bekledim. Meğer zannedildiği gibi bir problem yokmuş. Oğlumuz babası gibi koca kafalı olacakmış. Bugünden sonra bütün aile rahatladı. Tek problem, rahimdeki varislerden ve bebeğin kafasının iriliğinden dolayı normal doğum yapamayacaktım. Yani ben 7. aydan sonra sezaryene şartlanmaya başladım. şimdi sıra yeni bir doğum doktoru bulmaya gelmişti. Fatih bölgesinde tüm Özel hastaneleri gezdik durduk. En sonunda Sultan Hospital'da karar kıldık. Harika bir doktorum vardı. Esra Çebi'ye ne kadar teşekkür etsem az olur....
Sezaryen tarihim 16.11.2001 olarak belirlenmişti. Doğuma 2 hafta kala işimi ve iş arkadaşlarımı çok sevdiğim halde veda ederek ayrılmak zorunda kaldım.
11.11.2001'de pazar günü kendimi inanılmaz rahatsız hissediyordum. Bebek sürekli hareket halindeydi. 52 kilo olduğum için bebeğin bütün hareketlerini izleyebiliyorduk. Sabaha kadar uyumadım dersem yalan olmaz herhalde. Sabah kontrolüm vardı, saat 10:00'da hastanede olmamız gerekiyordu. Muayeneden sonra doktorum beni bir de NST'ye bağlamak istedi... Galiba artık zaman gelmişti. Çok fazla ağrım yoktu, ama doktorum riski göze almak istemedi. "Çantanı al gel" dedi. 12.11.2001'de dünyanın en tatlı varlığını gördüm. Canım yavrum benim. Sezaryenin en kötü tarafı işte, bebeğimi en son ben gördüm. İlk gören, ilk torununu kucaklamak için heyecanla kapıda bekleyen anneannesi oldu. Eşim ve kardeşim de bebek odasının önünde bekliyormuş meğer. Herkeste bir telaş işte.
Beni odama çıkardıklarını hiç hatırlamıyorum, narkozun etkisi çok uzun sürdü. Hatta oğlumu ilk emzirdiğim anı bile hayal meyan hatırlıyorum. Tam olarak kendime geldiğimde, ortada kucaktan kucağa dolaşan minik bir şey gördüm. Bu oğlumdu. Dünyanın en güzel bebeğiydi benim için. Onu kucaklamak istedim ama gücüm yoktu. Ağlamaya başladım, çünkü çok fazla ağrım vardı. Akşama doğru kendimi daha iyi hissetmeye başladım. O sırada şirketten arkadaşlarım geldi, zaten hepsine doğuma girmeden önce haber vermiştim. Yavrumu görmek için gelmişlerdi..