Kızımı bilerek isteyerek normal doğurdum. Hamileliğimin başından beri normal doğum istiyordum ve geçerli tıbbi bir gerekçesi olmadan ameliyatla ikiye kesilme düşüncesi bile beni dehşete düşürüyordu. Bu yüzden hamileliğimin en başında doktorumun normal doğuma bakışını öğrenme yoluna gittim. Tahmin ettiğim gibi o da sezaryene tıbben gerek olmadıkça sıcak bakmıyordu ve benim seçimime saygı duyuyordu.

Neyseki hamilelik çok iyi geçti. 40.haftayı da geçirdikten sonra artık uzatmaları oynarken beni bir endişe aldı: "doğru mu yapıyorum, yapabilecek miyim, zaten çocuk gecikti ya havasız kalırsa, ya suyu azalırsa" gibi evhamlarıma doktorum hiç itibar etmiyordu. Hatta ben artık gün aşırıya düşen son muayenede" ya kordon boynuna dolanırsa" dedim ve o da gayet rahat "eee kordon boynuna dolanık doğar nolcak" dedi (neticede öyle de oldu).

Cehennem gibi Ağustos sıcaklarından sonra 31 Ağustos'ta "Allah'ım bir gece daha bu sıcaklara, hareketsizliğe, tere, gecede 20 kere tuvalete kalkmaya dayanamayacağım nolur kurtar beni" diye dua ettim yattım. Ertesi sabah 08:00'de kalktığımda karnımda hafif bir ağrı vardı. Ay bana ne oluyor demeye kalmadan geçti. Saat 10:00'da ayni ağrı gene geldi. "Allah Allah" dememe kalmadan geçti. Saat 12:00'de de olunca acaba ben 2 saatte bir düzenli sancı mı yaşıyorum demeye başladım. Saat 13:00'de tekrar sancı gelince ancak kafama doğurmak üzere olduğum dank etti. Doktorumu aradım "ben bu gece doğurabilirim, siz cumartesi gecesi programınızı bir daha gözden geçirin" dedim ve o "dur bakalım belki yalancı sancıdır, öğleden sonra beni tekrar ara" dedi.

Biz eşimle uzun bir gün olacağını anladığımızdan arabaya atladığımız gibi İstinye'ye gezmeye gittik. Kitapçılara girdik, yemeğe gittik, Carrefour'a alışverişe gittik, sancıları evde beklerken seyretmek için DVD kiraladık falan... Gören de doğuma değil tatile gideceğimizi sanırdı (bu arada hakikaten doktorlar fazla yemeyin derken doğru söylüyormuş, sancı çekerken nerden yedim bu musakkaları, tatlıları, pilavları diye kendi kendime çok söylendim). Saatte bir karnımın alt tarafına adet sancısı gibi ağrılar giriyordu, yürüyemeyip olduğum yerde kalıyordum geçince devam ve ben "kolaymış bu iş ya, adet sancısı gibi bir şey" diyordum. Öğleden sonra 16:00'da doktorumu tekrar aradım. "Hımmm evet herhalde doğuracaksın sen, sancıların 5 dakikaya düşsün konuşalım, sakin hastaneye falan gitme" dedi kapattı.

Eşim daha fazla tek başına bu strese dayanamadı ve görümcemi destek kuvvet olarak eve çağırdı. Kendisi hemşiredir de. Ne olur ne olmaz her an doğururum diye düşündü herhalde. Saatler geçti, sancılar 15 dakikada bire düştü. Ben hababam yiyor ve Türkiye-hatırlamıyorum hangi ülke basketbol milli maçını seyrediyordum. Eşim maç heyecanı ile beni biraz unuttuğundan sancı aralarını bir ben bir görümcem yazıyorduk. Maç bittiğinde sancılar 7 dakikada bire düştü. Görümcem sürekli "yat uyu, dinlen, enerji lazım" dedikçe ben heyecandan dolanıp duruyordum. Sancılar bir uzadı bir azaldı bir uzadı bir azaldı. Saat 23:00'de 5 dakikada bire düştü ve benim uykum geldi!!! Yatmak uyumak mümkün değildi bir yandan midem bulanıyor, bir yandan karnım belim ağrıyor, bir yandan da bağırsaklarım bozuldu dakikada bir tuvalete giriyordum. O Ağustos sıcağı dediğim havada kat kat giyiniyordum. Doktor tekrar arandı (bu sefer ben konuşamıyordum) sancılar 2 dakikada bire düşünce yola çıkma talimatı alındı. Gece 02:00'de arabaya doluşuldu. Ben kocama, görümceme, yollara, belediyeye, çukurlara, ışıklara küfrede ede hastaneye geldim. O an öyle bir his geliyor ki sanki hastaneye yetişemeden yollarda doğuracağım. Nerdeeeee.....Keşke öyle olsaydı.

Odaya aldılar beni. Doktorum da gelmişti. Ve talimatıyla odaya bir hemşireden ve kendisinden başka kimse giremiyordu. Eşim sürekli kamerayla çekim yapıyor, benim hışmımdan kaçmaya çalışıyordu. Epidural diye yalvarmaya başladım. Sancılar 2 dakikada bir 1.5 dakika uzunluğundaydı. 30 saniye dinlenip nefes alıp tekrar başlıyordu. Doktorum açıklığımı muayene etti. Sadece ama sadece 3 santim!!!! 18 saat olmuş ve sadece 3 santim açılmışım. Halbuki kursta öğrendiklerime dayanarak ben en aşağı 6 bekliyordum. Moralim çok bozuldu. Daha yolun başında olduğumu anlamıştım. Sabah 5'e kadar bana eroin verin, morfin verin, beni sezaryene alın, çok sıcak pencereyi açın? diye söylenip durdum.

Sabah 06:00'de 5 santim açıldığım için epidural oldum. O saate kadar beni "simdi yapacağız, anestezist geliyor, yolda" diyerek oyaladılar. 1-2 saat rahatladım. Sancılarım azaldı. Yüzüm güldü. 2 saat sonra hayat çok daha beterdi. Epiduralin etkisi geçmiş, ben "bir daha yapın bir daha" diye yalvarıyordum. Meğer doktorum açılmayı yavaşlatacağı için bilerek yaptırmıyormuş. Sabah 09:00'u zor ettim. Annemler, 4 gün sonra kendisi de doğum yapacak kardeşim, herkes başımdaydı. 09:00'da doktor hadi bakalım 10 santim oldun, doğumhaneye dedi. İnanamadım. O an gelmiş miydi yani? Fakat çilem bitmemişti.

Doğumhaneye gidip zırt diye doğurmuyorsunuz. Yani en azından ben yapamadım. Ikın ıkın ıkın ıkın. Fakat bir kez dahi ıkınma hissi duymuyordum ki. Sancı geliyor ama ne yapacağımı bilmiyorum. Boş yere bağırıp yanlış bölgeye doğru ıkınıp gücümü harcıyordum. Öyle bir deli kuvveti geliyor ki eşime falan tutunmayı bıraktım devirircesine duvarları itiyordum. Uzun lafın kısası 17 derecelik doğumhanede sıcaktan patlıyordum, herkese bağırdım, herkese kızdım, "doğurmayacağım, ıkınmayacağım, hepiniz yalancısınız, beni sezaryene alın, vazgeçtim" diye haykırdım. Allah için kimse de "gık" demedi, sineye çektiler dediklerimi. Doktor "hadi kafası gözüktü" dediğinde bile inanmadım. Kafasını ellettiler de öyle inandım. Ve o an, doğumhaneye girdikten bir saat sonra, ilk ve son kez ıkınma hissi geldi. Bir sıcaklık, bir yanma, içimden gelen bir güç ve doktor "dur ıkınma" dedi. Kızımın boynundan dolanan kordonu çözdü. Tatttaaaa. Sancıların başlamasından 26 saat sonra biraz mor ama tostoparlak alev topu gibi fırladı. 54 santim, 4 kiloydu. Doktor "düşüreceksiniz" diye son bir fırça daha yedi benden.

Bütün acılarım bitti. Bebeğimin ağzı burnu temizlendi. Göğsüme yatıp emmeye başladı. Eşim kamerayı bırakıp ağlamaklı bir şekilde titremeye başladı. 10 saattir benimle ağlıyor olsa anlayacaktım ama iş bittikten sonra niye heyecanlandığını hiç ama hiç anlamamıştım :-)) O an al çocuğu eve koşarak git deseler giderdim. Neşelendim, plesenta beklenirken şakalar yaptım. Herşey, o acı nasıl bir anda bitti anlamadım. İki gün sonra eve çıktık, ben bebeği evdekilere bırakıp bakkala manava gittim, paketleri eve taşıdım vs. Neticede herkese normal doğumu öneriyorum ki benim koşullarım çok zordu: Çok zor açıldım, epidural denen meretin nimetlerinden doğumhanede hiç faydalanamadım, Ada 4 kilo ve 54 santim gibi beklenin ötesinde bir irilikte üstelik de kordon boynuna dolanık doğdu, doktorum kesik atmayı tercih etmedi ve üstüne üstlük insana hiç ıkınma hissi gelmez mi yani?? Gene de gene de doğdu. Doğa bu kuvveti kadınlara da bebeklere de veriyor. Mecbur değilseniz o an mutlaka ayık yaşanmalı. Doğduklarındaki şaşkın bakış, ürkeklik, dakikasında gelen hayata tutunma hissi... Bir kadının kendini en güçlü hissettiği an bir canlıya hayat verip dünyaya getirdiği an.

Seçiminizi yaparken tekrar düşünmenizi öneririm. Ne şekilde olursa olsun en güzel en sağlıklı doğumlar sizin olsun.