Aslında yaşam hikayem de diyebiliriz, çünkü onun içimde olduğunu öğrendiğim gün gerçek anlamda yaşamaya başladım.
Eşimle evlendiğimizde ben 23 yaşındaydım, 23.08.1996, sanki dün gibi. Ben aslında 30 yaşıma kadar evlenmeyi düşünmüyordum, 2 yıllık beraberlikten sonra eşim ısrar etti, ben de tamam dedim. Bu kadar basitti yani...Çocuk konusu birlikteliğimizin başından beri sürekli gündemdeydi, ben ise her seferinde acele etmeyelim derdim, en az 4 sene daha bekleyelim, hem ben de bu konuya hazırlıklı olurum diyordum, fakat eşim en az haftada bir konuyu gündeme getirirdi. Ben de her seferinde geçiştirirdim (nerden bilebilirdim ki onun tombiş ellerinin bu kadar tatlı, ayaklarının bu kadar miniş olacağını). Benim ısrarlarımla 4 sene bekledik, daha süre biter bitmez hadi artık dedi eşim, kaçarım yoktu, hala kendimi hazır hissetmiyordum, ama bir yandan da bebek bakımı, doğum gibi konularda da internetten araştırmalar yapıyordum, yani hazırlanmaya çalışıyordum. Konuyu kapatıp artık denemeye karar verdik. Fakat aradan aylar geçti ve ben hamile kalamıyordum, kendimi hala hazır hissetmediğimden sevinsem mi üzülsem mi bir türlü karar veremiyordum. Biraz garip bir ruh halindeydim, 6 aylık başarısız girişimlerden sonra doktora gitmeye karar verdik. İlk gittiğim doktor bir hastanenin başhekimiydi, muayene ve bir dizi tahlil ve dopplerden sonra yumurtalığında kist var, laparoskopi ile almamız lazım, bu yüzden hamile kalamıyorsun dedi, çok üzüldüm, ama tedbiri de elden bırakmamak gerekir diye düşündüğümden, başka bir doktora daha gittim, ondan da çok farklı bir cevap aldım, kist yoktu ama kist görüntüsü veren çatlamayan bir yumurtam vardı, bu yüzden hamile kalamıyormuşum. Bu daha olumlu ve çözümü kolay bir neticeydi, denemeye devam dendi, bir sene dolması gerekliydi, gerçek anlamda tedaviye başlamak için.
Bir sene dolmuştu ve hala bir embriyom yoktu maalesef, ben de artık gurur meselesi yapmış, benim niye çocuğum olmuyor diye hayıflanmaya başlamıştım. Bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine başka bir doktora gittik, muayeneden sonra hiçbir problemim olmadığını, 2 ay en geç 3-4 ay içerisinde hamile kalacağımı söyledi. Ben tabii pek fazla önemsemedim, bu kadar kesin nasıl konuşur anlayamadım, eşim de zavallım benimle beraber doktor doktor geziyordu, o da fazla önem vermedi. Biz tabii tedaviye başladık, ilk ay olumsuz, 2. ay yumurtalar olumlu gelişme gösterdi fakat girişim yine başarısız, 3. ay zamanı geldiği halde regl olmadım. İşte dedim içimden kesin hamileyim, bu arada eşim sürekli soruyor durum ne diye bense onu boş yere ümitlendirmemek için daha regl olmama var falan diyorum, en sonunda doktorun önerdiği tarihte kontrole gittik ve işte o an ultrasonda görmüştüm onu, tebrikler dedi doktorum, başarmıştık, haklıydı, kist falan yokmuş, sadece yumurtaların çatlama problemiymiş. Ultrason çıktısını elime verdi, işte bebeğin dedi, gözlerim doldu, gayet soğukkanlı bir biçimde odadan çıktım, eşim gözleri müjdeli bir haber bekler şekilde dikkatle bana bakıyordu, beni sakin ve soğukkanlı görünce yine olmadı diye düşünmüştü, ama ben dolu gözlerle ona yaklaştığımda ve gülümsediğimde çok mutlu oldu, anlamıştı, konuşmadan doktorun verdiği reçetedeki ilaçları aldık ve arabaya bindik, ikimiz de o kadar mutlu olmuştuk ki, sevinçten konuşamıyorduk. Bu arada ailelerimiz merakla sonucu bekliyordu, hemen o babasını ben ise annemleri, kız kardeşlerimi aradım. Çok mutluyduk, inanılmazdı...
Böylece 12 Ocak 2001 de 6 haftalık hamileyken gerçek anlamda yaşamaya başlamıştım. O güne kadar hiçbir bulantım olmamasına rağmen, öğrendiğim gün bulantılarım başladı, psikolojik midir nedir, 4. ayımın sonuna kadar da devam etti, fakat bunun dışında her şey gayet normaldi, bebeğin gelişimi, benim kilo alışım, sağlığım... Ta ki 34. haftama kadar... Bacaklarımda bir kaşıntıdır başladı, önceleri cildim gerildiği ve su topladığı içindir diye düşünmüştüm, fakat bir haftaya kadar herşey değişti, inanılmaz bir biçimde kaşınıyordum, bacaklarıma, kollarıma, sırtıma sıçradı. Uyku diye birşey kalmadı ki o zamana kadar hiç uyku problemim olmamıştı- bütün gece ya internetteydim, ya da evin içinde öylece saatlerce dolanıyordum. Doktoruma sorduğumda gebelik kaşıntısı olduğunu, doğum sonrasında bu kaşıntıların kaybolacağını söylemişti. Ama dayanılmazdı, anlatmak imkansız (ama kızım için herşeye katlanırım).
Son kontrolümde doktorum artık bebeği alalım dedi, hem de hemen ertesi gün, ben şaşırdım, o anda verdiğim tepkiyi asla unutamam. Doktora evde işlerim henüz bitmedi, perdeleri de yıkayalım, yarın olmasın da öbür gün olsun dedim. Düşünebiliyor musunuz, doktorun şaşkınlığını, içimdeki prensesime öyle alışmıştım ki, onun hep içimde yaşamasını ister bir halim vardı. İnanamıyordum, doğunca nasıl olacak, elleri, ayakları, sağlığı yerinde mi olacak, kel mi yoksa saçlı mı doğacak, aklımdan o an o kadar çok şey geçirmiştim ki...
Tamam dedi doktor ve 28.08.2002 Çarşamba gününe sabah dokuza randevu aldı ameliyathaneden. Üstelik de o güne kadar genel anesteziyle doğum yapacağımı planlamıştım, fakat doktor epidural olursan eşin de ameliyatta yanında olur deyince, o an eşime döndüm, (o güne kadar bunun konusu olmuştu ama eşim kesinlikle olmaz diye diretiyordu) hiçbir şey söylemeden sadece baktım, o da tamam dedi, ve son anda epidural sezaryene karar verdik.Yolun sonuydu artık, kızıma kavuşacaktım, şafak sadece 2 güncüktü.
Eşimle heyecanla eve gittik, annemler zaten birkaç gündür bizde kalıyordu, temizlik falan yapıldı, miniğimin odasında son eksikler halledildi, perdeleri de yıkadık) Herşey tamamdı, artık bebeğimi görmek istiyordum, sabırsızlanıyordum ve çok merak ediyordum. Gece yattım, o gece bir aydan beri ilk defa rahat uyudum. Sabah 8:30 da hastaneye vardık. O kadar sakindim ki anlatamam, herkes heyecanlı olup olmadığımı soruyor, bense gayet iyi olduğumu söylüyordum, sanırım o kadar hazırlıklıydım ki, her şey olağan geliyordu bana.
Tek endişem eşimin ameliyata girmekten vazgeçecek oluşuydu ama hiç hissettirmiyordum. Artık zaman gelmişti, sedyeyle birlikte hasta bakıcılar geldi, hadi artık dedi, ameliyathaneye gidiyoruz. Ben hemen sedyeye çıktım (aslında tırmandım diyebiliriz çok yüksekti ve eşime dönüp geliyorsun değil mi dedim, o da geliyorum dedi, ama hastabakıcılar, beklemesini, gelip kendisini çağıracaklarını söylediler. Asansörle ameliyathaneye indik, hep çok soğuk olduğu söylenir ya ben hiç üşümedim. Öyle meraklı meraklı inceliyordum ki etrafı, hatta sorular bile soruyordum, doğumun her çeşidiyle ilgili o kadar çok şey okumuştum ki, sanki daha önce defalarca doğum yapmış gibiydim.
Epidural anesteziyi uygulayan doktor hanım neler yaptığı konusunda sırasıyla her şeyi anlatıyordu, bense evet biliyorum, sonra da şunu yapacaksınız değil mi gibi sorular soruyordum, şaşırdı, ne kadar sakinsin dedi, inşallah anestezi başarılı olacak, çünkü sakin olmak çok önemli dedi. Aradan yarım saat geçince doktorum da geldi, anestezinin başarılı olup olmadığını kontrol etti, tamamdı, artık başlıyorum dedi, bense bir dakika eşim gelecek çağırmayı unuttular galiba dedim, tam o sırada eşimi içeri aldılar, ne kadar mutlu oldum anlatamam, hemen ona kamerayı alıp almadığını sordum, her şeyi çek diyordum, fakat o çok heyecanlıydı. Gözleri donuk donuk bakıyordu, başımın ucuna onu görebileceğim bir yere oturttular. Sonra doktor başlıyorum dedi ve artık bebeğime kavuşmama sadece 5-10 dakika kalmıştı. Doktorum az kaldı geliyor, birazdan bir basınç hissedeceksin dedi ve hissettim, hemen ardından bir ağlama sesi, işte o artık dışarıdaydı, o güne kadar kıpırtılarını, hoplayıp zıplamalarını hissettiğim canımın parçasının sesini duyuyordum, inanılmazdı, hemen eşime baktım, o da inanılmaz bir heyecanla bebeğe bakıyordu, önümde perde olduğu için onu hemen göremedim, yanımızdan geçip hemen bitişik odaya aldılar, hala sesi kulaklarımda, nasıl da bağırıyordu, ben geldim artık, hadi artık beni anneme götürün dercesine...
Göbek kordonu kesilip, temizledikten sonra steril yeşil çuhalar içinde minicik bir el gördüm bana doğru yaklaşan, getirip göğsümün üzerine koydular, ellerimde iğneler olduğundan ona sarılamadım ama öpmem için dudağıma yaklaştırdılar, işte buradaydı, elleri ne kadar küçüktü, hele o parmaklar miniminnacıktı, hele o suratı kaşık kadardı, Yarabbim ne kadar da tatlıydı, en inanılmazı da o artık bizimdi, parçamız, canımız, yaşam sevincimiz, her şeyimiz... Onu bu kadar çok özlediğimi bilmiyormuşum meğer. Artık yanımda ama onu kucağımdayken, emzirirken, öpüp koklarken bile özlüyorum, ne doyulmaz bir kokusu varmış biliyorum artık. Darısı AAA'ların ve AA'ların başına. Hayat onlarsız bir hiçmiş meğer, şimdi bunu çok iyi anlıyorum...
Seni çok seviyoruz Selin, sen bizim yaşamımızsın...