Janset, 22 Nisan 2002'de Ankara Zekai Tahir Burak Doğum Hastanesi'nde saat 14.25'te 3100 gr olarak doğdu. Ve... Bütün yaşantım değişti, evimize güneş doğdu...
Ben ve eşim haberciyiz. 8 yıllık bir flört (flört demek doğru mu bu kadar süreden sonra, bilmiyorum) sonrası tüm arkadaşlarımızın nihayet! nidaları arasında evlendik. Evlendikten 5 ay sonra hamile kaldım. Oysa yaklaşık 5 yıldır kullandığım doğum kontrol haplarını yeni bırakmıştım, daha 2-3 hafta önce... Ve hamilelik beklemiyordum. Ama son birkaç yıldır bebekli anneleri çok kıskanıyordum ve resmen anne olmak burnumda tütüyordu...
İlk beş ayım 24 saat mide bulantısıyla geçti. Üstelik henüz 1,5 aylık hamileyken 11 Eylül saldırısı oldu ve haber merkezi olağanüstü bir tempoyla çalışmaya başladı. Ama benim değil çalışmak, işe gelecek durumum yoktu. Mide bulantısından başımı kaldıramıyordum. Mecburen müdürüme hamile olduğumu söyledim, tolerans istedim, olumlu karşıladı. Sonra da 15-20 gün sonra kanamam oldu ve resmen kabus yaşadım doktora gidene kadar. Hiç kıpırdamadan yattım iki gözüm iki çeşme. 31 yaşındaydım, anne olmaya kendimi çok hazırlamıştım, iyi anne olmalıyım derken bebişim beni bırakıp gidecekti...
Sonra herşeyin normal olduğu anlaşıldı, ama ben korkudan hamileliğimin sonuna kadar olağanüstü dikkat gösterdim. Bütün yaşam tarzımı değiştirdim. 8-10 kişilik bir arkadaş grubumuz var. Yıllardır birlikteyiz, bir aile gibiyiz. Her gün birimizdeyiz. Ben sigaralı ortamda bulunmamak için eşimle kavga etmeyi göze alarak daha az birlikte olmaya çalıştım arkadaşlarla. Ya da bir araya geldiğimizde onlar mutfağa, balkona çıkıp sigara içtiler, ben içerde oturdum. Bir de acayip uyku durumu vardı. Her yerde her zaman uyuyabiliyordum. Yemek alışkanlıklarımı değiştirdim. Balık sevmeyen ben eşimin zoruyla haftada birkaç kez balık yedim, çay-kahve-hazır meyve suyu asla içmedim...
Sonuçta, minik kızıma her gün şarkılar söyleyerek, sohbetler ederek, arkadaşlarımı, çevresini tanıtarak 9 ayı tamamladım. Doğumu önce normal yapmak istiyordum, ama ya ıkınamazsam diye korkuyordum. Doktorum da "bugüne kadar hiçbir çocuk içerde kalmadı, o da kalmaz korkma" diyordu. Ama olsundu, ya onu sıkıntıya sokarsam endişesinden kurtulamıyordum bir türlü... Sezaryen olmayı da düşünüyordum, ama bebeğimin doğumuna tanıklık etmeliydim. O yıllardır beklediğim anda baygın olmaya tahammül edemezdim. Sonra göz doktorum normal doğum yapmamın riskli olabileceğini söyledi. Gözlerim 8 derece miyoptu ve ıkınma sırasında retina yırtılması olabilirdi. Ve biz de epidural sezaryende karar kıldık...
Doğumdan aylar önce isim araştırmasına başlamıştık, ama karar veremiyorduk bir türlü. Doğumdan bir gece önce dedik ki, bu son. Bugün bir karar veriyoruz ve yarın kızımıza adıyla sesleniyoruz. Ama yine kararsız kaldık...
Doğum sabahı her zamanki saatte uyandığımda son 15 gündür bizde kalan annem çoktan uyanmış, giyinmişti bile. Oysa ki doğuma saat 13'de gidecektik! Belli etmemeye çalışıyordu, ama heyecandan ölmek üzereydi... Biz 23 Nisan'da doğsun istemiştik, ama doktorum ancak bir gün öncesine nöbet alabilmişti. Annem ve eşim kahvaltı yaptı, benim aç olmam gerektiğinden onlara katılmadım, gittim saçıma fön çektirdim. Dönünce isim tartışması başladı. Karar veremeyince kura çektik ve kızımın adı JANSET oldu. Yarım saat sonra da evden çıktık.
İşlemlerden sonra doğumhaneye çıktık, üstümü değiştirip ameliyat önlüğünü giydim. Sonra hemşireler beni sancı odasına götürdüler, ben bu arada doktorumu soruyorum. Bugün nöbetçi değil diyorlar. Aman Tanrım! Kafayı yiyeceğim. Epidural sezaryen olacak ve benim doktorum yok. Bir yatağa uzandım, serum bağladılar. Hemşireye soruyorum buralarda diyor, nöbetçi doktora soruyorum o sizi bulur diyor... Saat 13'de girecektim doğuma, 13.30'u geçti, doktor hala yok...
O sırada odada sancıdan bağıranlar, yalvaranlar... O da ayrı bir hikaye... Zaten herkes bana ters ters bakıyor. Saçı fönlü, makyajlı ve ameliyat önlüklü bir hamile... Derken anestezist geldi beni aldı. Belimden anesteziyi yaparken doktorumu hala görememiştim ve çok gergindim. Kapıda görününce nasıl rahatladım... Beni yatırıp önüme perde çekince itiraz ettim. "Ben doğuma tanık olmak için epidural istedim, kaldırın perdeyi " diyorum. Anestezist ben sana her aşamayı anlatacağım diyor. Biz böyle konuşurken birden bir aksırma, öksürme sesi duydum. Jansetim doğmuştu. Hepsi hepsi üç dakika... Gözüme çok tombul göründü. Bembeyaz ve tombul. Ama yalnızca 3100 gramdı...
Sonra beni yan odaya aldılar, serum bitince odama çıkacaktık. Bacaklarımın arasına yeşil ameliyat örtüsüne sarılmış kapkara, kıllı bir kundak koydular. İşte bebeğim, yıllardır beklediğim miniğim oradaydı. Eğilip kucağıma almak istiyordum, ama bacaklarım uyuşuktu. Odaya girdiğimizde herkes bebeğe gitti. Ben sedyede kalakaldım. 10 dakika kadar sonra benimle ilgilendiler. Odaya girerken kızkardeşim kameraya çekiyordu. 'Neler hissediyorsun?' dedi. Yalnızca elimle güzel işareti yapabildim, gözlerim doldu, boğazım düğümlendi, konuşamadım. Zar zor bebeği giydirip kucağıma verdiler. Çok kıllı, kapkara bir bebekti, ama benimdi. Benim parçamdı. Yaşamımın bundan sonraki amacıydı, bu kadar basit...
Doğumda hiçbir şey hissetmemiştim. Doğumdan sonra da öyle... Herşey güzeldi. Ta ki kızım 6 aylık olup da ben işe başlayana kadar... İşe başlayalı 15 gün olmuştu ki, bir trafik kazası geçirdim. Çok ağır bir yaralanmayı, doktorlara göre mucizevi olarak atlattım. İyileşme sürecinde kızımın tüm düzeni alt üst oldu, sütten kesildi. Şimdi 11 aylık ve yavaş yavaş toparlandık ikimiz de.
Beni yaşama bağlayan kızım oldu büyük olasılıkla. Hala kazayı ve sonrasındaki bir haftayı hatırlamıyorum. Ama kızım olmasaydı yaşama bağlanmazdım sanırım. Artık herşeye yeniden başladım. Üç kişilik dünyamızda mutluyuz. Kızım benim yaşamımın amacı ve anlamı. Sevgiler hepinize...