Eşimle 6 yıllık bir beraberliğin ardından 1999 yılının ağustos ayında evlendik. Eşim çocukları çok seven ve kalabalık bir ailesi olsun isteyen bir insan. Bense tam tersi, çocuk konusunda oldukça isteksiz biriydim. Ama zaman geçtikçe bir çocuk sahibi olma isteği başladı bende de. Ancak önümüzde eşimin askerliği gibi bir engel vardı ve ben kesinlikle belirli bir süre bile olsa çocuğumun babasından uzakta büyümesini istemediğim için askerliğin bitmesini beklemeye karar verdik. Eşim 8 aylık bir askerlik dönemini 2001 yılının kasım ayında bitirdi. Kendimize bir müddet daha zaman verdikten sonra, 2002 yılının mart ayında ilk denemelere başladık ve ilk ay başarısızlıkla sonuçlandı, nisan ayında denemelere devam ettik.
Mayısın ilk haftası iş için bir haftalığına Ankara’ya gittim ve o gün normalde adetimin ilk günü olmalıydı. Benim adet günlerim en fazla 2 günlük sapmayla gayet düzenli bir şekilde olurdu, bu yüzden o günü hiç önemsemedim ve nasılsa olur diye düşünüyordum. Çünkü adet görme belirtileri olan göğüs ağrıları ve kasık ağrılarım vardı ve ben kesin hamile değilim diye düşünüyordum, bu ağrıların aynı zamanda hamilelik belirtileri olduğunu ise sonradan öğrendim :-) Adetim geciktikçe bendeki heyecan ve merak giderek artıyordu, bu arada eşimle telefonda her gün görüşüyorduk ve ben hamile olabileceğimi söylediğimde hiç beklemediğim sakin bir şekilde “hele bir kesinleşsin” dedi... Bir hafta sonra İzmir’e döndüm, artık hamile olduğumdan şüphem yoktu ama ben yine de kesin sonuç almak için 10 gün geçmesini bekledim ve onuncu günün sonunda evde yaptığım idrar testi pozitif sonuç verdi. O anda heyecan, sevinç, endişe, hüzün, korku hepsini bir arada yaşadım ve ne yapacağımı bilmez bir şekilde evde birkaç tur attım :-)
Sonra kendimi toparlayıp eşimi aradım ve gayet sakin bir şekilde baba olacağını söyledim, ben onun havalara uçacağını zannediyordum ama uçmadı.. Sakin bir şekilde karşıladı. Doğrusu eşimin bu süreç içinde verdiği tepkiler beni oldukça şaşırtıyordu, çünkü çocuk konusunda oldukça istekli bir insanın bu kadar sakin kalması çok garipti. Ancak eşimin bu davranışlarının aslında çok normal olduğunu, bebek sahibi olmanın getirdiği sorumluluğun hiç de kolay olmadığını ve ne yazık ki bebekle iletişim kurma imkanlarının biz anneler gibi olmadığını zamanla anladım. Bizler içimizde taşıdığımız o minik canlı ile çok güçlü bir bağa sahipken onlar maalesef olayın daha dışında kalıyorlardı. Eşim daha sonraları, ultrasonda bebeğin gelişimini gördükçe oldukça olumlu gelişmeler gösterdi ve özellikle bebeğimiz doğduktan sonra mükemmel bir baba olduğunu ve olacağını ispat etti:-))
Evdeki idrar testinden sonra ilk doktor kontrolümüz 7 hafta 6 günlükken oldu, bebişimizin kalbi orada pıt pıt atıyordu ve o anda ağlamamak içten bile değildi. Hamileliğim oldukça rahat geçti. Sabah bulantıları, kusmalar, ağrılar, aşermeler vs. hiçbirini yaşamadım. Eşimin deyişiyle, ultrasonda bebeğimizi görmesek hamile olduğunu bile unutacağız neredeyse diyordu. İlk başlarda eşim, bebeğimizin kız olmasını çok istiyordu ama zaman geçtikce sağlıklı olsunda ne olursa olsun demeye başladı. Benim için ise en başından beri cinsiyet önemli değildi fakat, 24. haftada bir kız bebeğimizin olacağını öğrendiğimizde nedense içimde farklı bir sevinç vardı:-)) Bebeğimizin gelişimi oldukça sağlıklı bir şekilde devam ediyordu, her kontrolde herhangi bir olumsuzluk olmadığını görerek sevinç ve heyecanla ayrılıyorduk doktorun yanından.. Yapılan tarama testleri, kan ve idrar tahlilleri, şeker ölçümleri, kilo alma, bebişimizin hareketleri, kalp atışları her şey ama her şey çok iyi gidiyordu. Ve bütün bu gelişmeler böyleyken, ben bu hamileliğin finali de oldukça kolay bir normal doğum olur diye bekliyordum ama yanılmışım:-) Kızım o konuda bizi şaşırttı ve sezaryen olmak zorunda kaldım.
Normalde 34. haftadan itibaren doğum izni olmasına rağmen ben kendimi çok iyi hissediyordum ve doğuma 3 hafta kalıncaya kadar çalışmaya devam ettim. Bundan sonrası evde dinlenmek ile kendimi ve evimizi doğuma ve doğacak çocuğumuza hazırlamakla geçti. Tahmini doğum tarihimiz 7 ocak olarak belirlenmişti ve biz yılbaşı gecesini bebeğimiz bugün doğsa ne güzel olur diyerek geçirdik:-)) Daha önceki kontrollerimizde doktorumuz bebeğin başının doğum kanalına girmemiş olduğunu söylüyordu, 39. hafta bittiğinde hala başının kanala girmemiş olduğunu gördük. Aynı zamanda kilo artışı hızla ilerliyordu ve eğer normal doğumu beklersek bebişim 4 kilogramın bile üzerine çıkabilirdi ve buda normal doğumu riske sokuyordu. Doktorum normal doğum için, 40 hafta bittikten sonra en fazla 4 gün daha bekleyebileceğimizi, hala olmazsa suni sancı vererek doğumu başlatacağını söyledi. Bebeğin başının doğum kanalına girmesi için ise suyu patlatacağını ve bu yolla bebeğin kanala gireceğini anlattı. Ama bununla birlikte bu tür durumlarda sezaryen olması gerektiğini de üstüne basa basa tekrar etti. Ben yinede 40 haftanın bitmesini bekledim ve bu arada bebeğim belki normal yollardan gelir diye ümitlendim. Ama bizim tembel kızımız gelmemekte ısrar ediyordu. 40 hafta bittiğinde bende en küçük bir rahatsızlık, ağrı sızı, doğum olacağına dair en küçük bir belirti yoktu. O günkü kontrolde ise ben sezaryen olmaya karar verdiğimi söyledim. Suni sancı, suyu patlatma vs gibi yöntemler uygulanabilirdi ama bunların sonucunda normal doğum garantisi yoktu. Bütün bunlar bebeğimi riske atmak demekti. Sonuçta iki gün sonrası için hastaneden gün aldık..
9 ocak sabahı saat 4.30 da uyandım, duşumu aldım, giyindim, süslendim:-)) Bu arada eşim ve kayınvalidem uyandılar. Saat 6.30 da yola çıkmıştık. Hastaneye vardığımızda saat 7’ye geliyordu beni hemen hazırlayıp ameliyathaneye aldılar, ameliyathane bahsedildiği gibi soğuk değildi:-) Oldukça sakindim, bebeğime kavuşmama sadece dakikalar kalmıştı ama bende heyecan falan yoktu. Doktorum ‘nasılsın’ diye sorduğunda ‘ben gayet iyiyim ama aşağıdakiler birazdan kalpten gidebilir’ dedim. Gerçekten de esim ve kayınvalidem benden çok daha fazla heyecanlıydılar, o gece ben bir güzel uyku çektigim halde ikisi de uyuyamadıklarını söylediler:-) Sanırım ben o keyifli maratonu tamamlamış olmanın huzuru içindeydim, artık bundan sonrası benim dışımda gelişiyordu. Sadece her şeyin yolunda gitmesi için dua ediyordum. Bu arada epidural yapıldı ve operasyon başladı. Bir sure sonra bir ağlama sesi duydum, bebeğimin sesi geliyordu, bebeğim nerde? diye sorduğumda hemşire arkama bakmamı söyledi. Geriye doğru baktığımda minik kızımı bir beze sarılmış vaziyette masanın üzerinde yatarken gördüm ve o anda göz yaşlarım süzülmeye başladı. Hemşire bebeğimi yanıma getirdi, öpmem için yüzüme yaklaşırdı, o kadar güzel kokuyordu ki. Kızımı alıp götürdüler, artık asıl heyecan bundan sonra başlamıştı bende, bir an önce dikişlerin bitmesini ve odama götürülmeyi istiyordum. Odaya bir kraliçe edasıyla girecek ve kızıma sarılacaktım:-))
Odaya geldiğimde esim kızımızın başında onu seyrediyordu. Hemşire kızımı alıp emzirmem için yanıma getirdi. Küçücüktü, iyice sarıldım, kokusunu içime çektim, misler gibi kokuyordu, onu kollarıma alıp doya doya ağladım.
Ve hala ağlıyorum, bebeğim artık 3 aylık oldu, onun yüzüne baktıkça ağlıyorum, onun o mis gibi kokusunu içime çektikçe ağlıyorum, sancı çekip ağladığında ağlıyorum.. Gülen gözleriyle gözümün taa içine baktığında ben de ona gülerken bir yandan göz yaşlarıma engel olamıyorum.. ve sanırım bundan sonra ağlamaya devam edeceğim.
Canım kızım benim, seni çok ama çok seviyorum, aramıza hoş geldin.. Mutluluklar seninle olsun, güzel bir hayat diliyorum sana. Bundan sonra sadece senin mutluluğun için çalışacağım. Her zaman senin yanında olacağım, çıktığın bu yolda kararlı ve güçlü bir şekilde yürümen için elimden geleni yapacağım.. Elimi tut dediğin anda tutacağım, gel dediğin anda geleceğim.. YOLUN ACIK OLSUN DENİZ’İM..