Hamile olduğumu öğrendiğim günden itibaren hemen hemen hergün sitenize girip özellikle "doğum hikayeleri" bölümünü her defasında gözlerim dolarak okudum. Hatta bir ara eşim Altuğ benim bu ağlama seanslarımdan endişelenip, "bence artık o siteye girme" demeye başladı. Bense dokuz ayın bir an önce geçmesini beklerken, sitenize kendi doğum hikayemi göndereceğim günün hayallerini kuruyordum. Yani bugünün...
Eşim Altuğ'un işi dolayısıyla Cenevre 'de yaşıyoruz. Eşimin ailesi de Cenevre'de, benim ailem ise İstanbul 'da oturuyor. Hamile olduğumu ilk olarak, bana kendi kızkardeşlerim kadar yakın olan görümcem ile evde yaptığımız test sayesinde öğrendim ve dünyalar benim oldu. Doğum kontrol haplarını bırakalı dört ay olmuştu ve ben her ay öncesinde büyük bir umuda kapılıp, sonra derin bir hayal kırıklığına uğruyordum. Ama işte sonunda hamileydim, gerçekten inanamıyordum! Sevinçten birbirimize sarılmış zıp zıp zıplıyorduk. Görumcem bir yandan bana sarılıyor, bir yandan da "aman, dur zıplama, ne olur ne olmaz" diyordu. Biz yine de emin olmadan kimseye haber vermemeye karar verdik ve hemen gidip bir kan testi yaptırdık. Öğleden sonra jinekoloğumun müjde telefonuyla hamileliğim kesinlik kazanmış oldu.
Hemen eşimi aradım ve müjdeyi verdim. Önce o da heyecandan konuşamadı, sonra "emin misin, harika, Aman Allahım, ne zaman öğrendin, inanamıyorum" gibi birbiriyle alakasız birkaç kelime söyleyebildi. Sonra annemi, kızkardeşlerimi, kayınvalidemi ve anneannemizi arayıp hepsine müjdeyi verdim. Böylece benim ailem ikinci, eşimin ailesi ise üçüncü torunlarının hayalini kurmaya başladılar...
Hamilelik müjdesini verdikten sonra jinekoloğum hemen aynı hafta muayeneye çağırdı. Ekranda bebeğimizi minik bir fasulye gibi gördüğümüz anı hiç unutamayacağım. Eşim de ben de büyülenmis gibi dokuz ay sonra kucağımıza alacagımız o minik canlıya bakakaldık. İlk randevumuzdan evimize elimizde minik fasulyemizin ekografi çıktısı, yüzümüzde kocaman birer gülümseme ve kalbimizde çırpınan kelebeklerle birlikte donduk.
Hamileliğim çok güzel ve sorunsuz geçti. Dokuz ay boyunca hemen hemen hergün bir saat tempolu yürüyüş yaptım. Yediklerimin ve içtiklerimin hep sağlıklı olmasına çok dikkat ettim. Toksiplazmaya bağışıklığım olmadığından iyi yıkandığından emin olamadığım için restorantlarda salata yememeğe, çiğ ya da az pişmiş etten uzak durmaya, alkollü ya da suni tatlandırıcılı içecekleri içmemeye çalıştım. Bu arada zaman geçtikçe karnım büyümeye, karnım büyüdükçe heyecanım artmaya, heyecanım arttıkça da sabrım tükenmeye başladı.
İsviçre 'de herhangi bir medikal zorunluluk olmadığı sürece mutlaka normal doğum yapılması tercih ediliyor. Zaten öyle olmasaydı bile ben normal doğum yapmak istiyordum. Her ay doktor kontrollerimi iple çekiyorduk. Artık ekranda gördüğümüz minik fasülye yerini minicik bir bebeğe bırakmıştı ve biz o bebeğe çoktan aşık olmuştuk bile! Doktorumuz ekografi görüntülerini kasede kaydedip bize veriyor, biz de bir ay sonraki kontrole kadar evde sürekli seyredip duruyorduk. Minik bebeğimizin erkek olduğunu ilk defa görebildigimiz teybi artık kaç kere seyrettiğimizi tahmin edebilirsiniz!
Doktorumuz bebeğimizin doğum tarihini tahmini olarak 5 Temmuz günü olarak hesaplamıştı. Beklenen tarih yaklaşıyor ama ben doğumun yaklaştığına alamet olabilecek hiçbir değişiklik hissetmiyordum. Sadece artık kocaman olmuş karnımın içindeki minik tekmecikler, küçük taklalar artık yavaşlamaya, içinde dokuz aydır beslenip büyüdüğü yuvası artık bebeğimize dar gelmeye başlamıştı.
Beklenen gün geldi, hala doğumun başlayacağına dair hiçbir belirti yoktu. Daha önce kararlaştırıldığı üzere kliniğe son kontrole gittik. Doktorum bebeğin kalp atışlarını bir süre dinledikten sonra, daha fazla beklememize gerek olmadığını, doğumu başlatmamızın uygun olacağını söyledi. Tabii bunu duyar duymaz dünyalar bizim oldu, eşim de ben de inanamıyorduk birkaç saat sonra minik oğlumuzu kucağımıza alabileceğimize...
O kadar uzun bir beklemeden sonra, sanki gerçek değilmiş gibi geliyordu her şey.
Doğum sancılarını başlatmak için bana bir ilaç verdiler ve yaklaşık iki saat sonra sancılar kendini belli etmeye başladı. Önce hafif bir sızı başladı, ama çok kısa bir sürede sancılar şiddetlenmeye başladı. Hemşire arada sırada kontrol ediyor ve sıcacık gülümsemelerle beni rahatlatıyordu. Sancıların çok şiddetli olduğunu söylediğimde bana doğumun başlamasına daha bir iki saat olduğunu, doktorumun rahmin 3 cm açıldığında geleceğini ve o zaman epidural vereceklerini söyledi. Bir yarım saat daha bekledikten sonra sancılara daha fazla dayanamayacağımı söyledim, ki bu duruma en çok kendim şaşırıyordum, normalde ağrı eşiğimin oldukca yüksek olmasıyla övünen ben, nasıl oluyor da doğumun daha bu kadar başında bu kadar zorlanıyordum? Zavallı hemşire de şaşırmış, tekrar kontrol etmek üzere odama gelmişti. Veee hayretle rahmimin bu kadar kısa bir sürede 3 cm açılmış olduğunu gördü ve hemen doktoruma haber vermeye gitti. 10 dakika sonra doğum odasında Türkiş cümbüş başlamıştı! Baş ucumda eşim, odanın bir tarafında annem, kayınvalidem (ikinci bir annedir benim için), ablam ve burada adını sayamadığım nice sevdiklerim (tabii ki burası şaka) ve tabii ki doktorum ve hemşiremiz!
Cenevre 'de herhalde bizim gibi ailece doğuma girmek isteyen pek fazla hastaları olmasa gerek! Doktorum önce bu kadar kalabalığa itiraz edecek gibi oldu ama "Biz Türk milleti böyleyiz, ailemizle anca beraber kanca beraber" şeklinde bakışlarımızı görünce pek sesini çıkarmadı. Zaten kendisi Türkiye'yi ve Türkleri çok seven bir İsviçreli.
Bana hemen epidural verdiler, bütün vücudum önce belimden bacaklarıma doğru ilerleyen buz gibi bir akımla sarsıldı, sonra da muhteşem bir hafiflik duygusu bütün sancıları alıp götürdü. O anda kalbimin bütün içtenliğiyle epidurali icat eden kişi/kişilerin kesinlikle cennete gitmeleri gerek diye düşündüm. Oh artık sancılardan kurtulmuş olarak doktorumun her söylediğini yapmaya hazırdım. Ne de olsa oğlak kadınıyım, sorumluluklarımın bilincinde ve çok çalışkanım. Hadi daha çok işimiz var, gevşemeyelim, nerede kalmıştık? Eşimin sıcacık eli elimde, bütün gücümle bebeğimi dışarıya itmeye başladım, üçüncü ya da dördüncü denememde bebegimizin başı göründü. Doktorum sürekli beni cesaretlendiriyor, çok az kaldığını biraz daha gayret etmemi söylüyordu. Bu arada bana hiç farkettirmeden bebeğimin boynuna sımsıkı dolanmış olan kordonu maharetli elleriyle yakalayıp bir hamlede kesivermiş. Sabah saat 01:58, pıt diye dışarı çıkıverdi minik yavrumuz, Altuğ Atilla Ülkümen'imiz! Önce bir sessizlik oldu, kalbim korkuyla çarpmaya başladı ve hemen ardından oğluşumuz doğum odasında hazır bekleyen pediyatristin kucağında ciyak ciyak bağırmaya başladı. Annem pediyatristin hemen arkasında bebeğimizle konuşmaya başladı, "hoşgeldin minik oğlumuz, birtanemiz, bebeğimiz seni çok seviyoruz" derken Atilla sanki anneannesini anlamış gibi ağlamayı kesti ve işte o sırada benim kucağıma verdiler. O ne muhteşem, o ne güzel bir varlık Allahım, işte kucağımda, tek gözünü kırpmış bana bakıyor, yüzünde sanki "hadi bunu da başardık anne, what's next?!" der gibi muzip bir ifadesi var! "Merhaba minik yaramaz, işte ben annenim, iste bu da baban!".
Sanki büyük bir fırtına dinmiş, büyük bir huzur içerisinde sıcacık limanımızdayız... diye düşünürken doktorumun ve hemşirenin yüzünde bir endişe ifadesi belirdi. Plasentanin doğumu takip eden dakikalarda kendiliğinden dışarı çıkması gerekiyordu, ama benimki gelmiyordu. Bu arada epiduralin de etkisi geçmek üzereydi, hemşire hemen biraz daha verdi ama doktorumuz yeni epiduralin etkisini beklememizin riskli olacağını söyleyip plasentayı kendi eliyle çıkartmak üzere işe girişti. İşte asıl ve tek çektiğim sancı bu oldu. Birkaç saniye sonra plasenta doktorumun elindeydi, içeride parçası kalıp kalmadığını anlamak üzere dikkatle gözden geçirdiler ve herşeyin yolunda oldugunu söylediler. Tam "oh bu iş de bitti" diye sevinecekken, odada yine endişeli bir hava başladı: Şiddetli bir kanama geçiriyordum ve bu defa doktorum endişesini saklayamıyordu işte.
Bir şeyler ters gidiyordu ve hayatımda hiç yaşamadığım şiddette bir titreme nöbetine girdim. Bu arada annem, kayınvalidem ve ablam bebeğimizle birlikte doğum odasından çıkmışlar, yanımda sadece eşim kalmıştı. Eşimin yüzünün de kireç gibi bembeyaz olduğunu görünce ilk defa gerçekten korktum, titremelerimin arasında aklımdan binbir türlü düşünce geçiyordu. Üzerime kat kat battaniyeler koydular, daha bir gece önce sıcaktan bunalarak şikayet eden ben, işte şimdi Temmuz ayının o sıcak gecesinde tir tir titriyordum. Sen miydin sıcaktan şikayet eden, al işte? Biran önce kendi odama çıkmak,
bebeğimizi yeniden kucaklamak istiyordum. Bir süre sonra kanama durmuştu ama o kadar yorgundum ki, kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda hala doğum odasında gözlem altındaydım, sabah olmuştu ve bir gece önce hummalı bir faaliyet içerisinde olan doğum odası şimdi çok sakin ve huzurluydu.
Bahçeden kuşların cıvıltısı, pencereden güneşin ilk ışıkları odadan içeri doluyor ve yeni gün başlıyordu. Artık ben bir anneyim, ne güzel!!! Yavaş yavaş kendime gelmişken yan tarafta hemşirelerin yerden birisini apar topar kaldırıp bir koltuğa oturttuklarını, ellerine ve yüzüne kolonyalar sürüp birşeyler içirmeye çalıştıklarını farkettim. Meğer benim canım ablam, bütün bu komplikasyonlar sırasında o kadar endişelenmiş ki, sonunda düşüp bayılmış, hemşirelerin başına üşüştüğü kişi de oymuş. Anlayacağınız bizim birtanemiz, Atilla 'mız böylesine trajikomik bir macerayla dünyaya gözlerini açmış oldu.
Oğlumuz şu anda tam 18 aylık ve ben bu satırları yazdığım sırada o tombul parmaklarıyla bilgisayarın klavyesine basıp basıp kaçıyor. Yaptığı yaramazlığın son derece farkında, kikir kikir gülüyor. Daha 18 ay öncesine kadar o minik parmakların karnımın içinden bana pat pat mesajlar gönderdigini düşündükçe gözlerim doluyor yine. Anne olduğumdan beri çok mu sulugözlü oldum ne?
Güzel yavrum, Allah'a seni bize gönderdiği için hergün şükrediyor, bize sensiz bir gün göstermemesi ve seni en iyi şekilde yetiştirebilmemiz için bize yol göstermesi için dua ediyoruz. Ömrün boyunca hep mutlu ve sağlıklı ol, o güzel ve muzip gülümsemen yüzünden hiç eksik olmasın! Haa bir desen hiç merak etme, ileride sen aşık olunca ben sana haber veririm! (Vallahi bu da şaka!) :-) ............ ekibine, tüm annelere ve anne olmak isteyen herkese Cenevre'den sevgiler gönderiyor, bu mutluluğu isteyen herkesin tadabilmesini diliyoruz.
Lütfen baktıktan sonra Ati bebeğe maşallah demeyi ihmal etmeyin! :-)))