Nihayet ben de bir anneyim. 5.5 aylık dünya tatlısı bir kızım var. Adı Dilara. Eşimle Osmanlıca sözlükten bulduk. Gönül alan, sevgili anlamlarına geliyor. İşte benim minik sevgilimin öyküsü�

Eşimle 2000 yılının 27 Mayıs�ında evlendik. Evlendikten 20 gün sonra kanser tedavisi gören babam vefat etti. Dolayısıyla zor bir dönem geçirdim. Evliliğimizin ilk yılları çocuk istemedik. İşimiz bizi fazlasıyla meşgul ediyordu ve seyahat etmeyi çok seviyorduk. Yıllarca okumak ve çalışmak için şartlanmış olan ben çocuk doğurmaktan korkuyor ve çocuğu bir ayakbağı olarak görüyordum. Eşim ise �Ben korkuyorum, çocuğun sorumluluğunu nasıl alırım?� dediğim her seferinde çocuk istediğini belirtiyor, benim korkumu ikiye katlıyordu.

Yıllar geçti, anneler artık çocuk yapın demekten bıktı ki� biz çocuk sahibi olmaya karar verdik. İçimde benim bebeğim normal yollardan olmayacak gibi bir his vardı. Eşimin varikosel ağrıları nedeniyle yaptırdığı sperm tahlilleri de, normal yolla gebelik şansımızın her ay azaldığını doğruluyordu.

İlk aşılama denememiz
Alman Hastanesi�nde 2003 yılının Mayıs ayında oldu ve maalesef başarısızlıkla sonuçlandı. Oysa ki ben hamilelik psikolojisiyle bir güzel her şeyi yiyip kiloları almıştım. Tedavi sırasında kullandığım progesteron hormonu da bende psikolojik sıkıntı yarattı. Sonunda yine olağan hayatımıza ve işlerimize döndük.

Normal yollardan gebeliğin halen gerçekleşme ihtimali vardı. Sağlıklı çiftlerde %25 bizde %10 olsa de biz her ay şansımızı deniyorduk, ancak sonuç hüsran. Eşimin varikosel ameliyatı olmasının da hamilelik üzerinde direkt bir etkisi olmayacağı söyleniyordu. Bebek istemeyen ben bile olayı saplantı haline getirmeye başlamıştım neredeyse. Aylar geçiyordu ancak hala hamile kalamamıştım. Bu arada arkadaşlarımdan birbiri ardına hamilelik haberleri geliyordu. Sokakta gördüğüm hamile bayanlara bile nefretle bakmaya başlamıştım. Anormalleşiyordum!!! Galiba benim anne olma zamanım gelmişti.!?

Ve nihayet mikroenjeksiyon
Sene 2004 ve ben yine Alman Hastanesi�nde Dr. Numan Bayazıt�ın odasındaydım. Eşim işleri nedeniyle gelememişti. Numan Bey�e artık bir çocuk istediğimizi ve zaten tüm o iğneleri yiyeceksem bebeğimize kavuşmak için daha kestirme bir yöntem olan mikroenjeksiyonu tercih ettiğimizi söyledim. O da hamile kalma çalışmalarımıza başlayalı 18 ay kadar olduğundan ve sağlık durumumuzu da göz önüne alarak tamam dedi. 19 Şubat 2004. Son adet tarihim. O sıralar bir telekom şirketinde çalışıyordum ve çok yoğun bir iş tempom vardı. Akşam üstleri işyerimizin sevimli hemşiresine iğne olmaya gidiyordum. Doktorumuz bana hemşire hanımın elinin uğurlu olduğunu söyledi. Benden önceki iki hanımdan biri hamile diğeri de süt iznindeymiş. O zamanlar hiç gelmeyecek herhalde diye düşünüyordum.

Tüp bebek tedavisi maddi manevi eziyetli bir olay. İğneler, haplar; ilaç deposu gibiyim. Günde 3 iğne yiyorum kimi zaman. Kalçalarım morarıyor. Hastanelerdeki hemşirelerle arkadaş olduk. Beni tanıyorlar. Hepsinin dileği hamile kalabilmem.

Yumurtalarım olgunlaşıyordu ve nihayet toplanacaklardı Kendimi tavuk gibi hissediyordum. 2 günde bir hastanede doktorumdaydım. Narkoz almaktan çok korkuyordum Küçüklüğümde köpek tarafından ısırılan, 17 kuduz iğnesi yiyen ve 2 ameliyat geçiren ben, en son narkozumu 9 yaşımda almıştım ve sanırım o zaman daha cesurdum.

Eşimle hastaneye gittik. Ben dışarıya korkumu hissettirmiyordum. Hemşire antibiyotik alerjiniz var mı dedi? Yok dedim. Narkozdan önce bir antibiyotik yaptılar. Ölüyorum sandım. Vücuduma ayaklarımdan yukarıya doğru bir sıcaklık yayıldı ve neredeyse kendimden geçtim. Herhalde antibiyotiğin içine narkoz da koydular diye düşündüm. Sonra o duygu kendiliğinden geçti. Bu arada ölürken  eşimi de minnetle  hatırladım. Tüm bunlar onun yüzünden başıma gelmişti ne de olsa. Oysaki o his sadece antibiyotiğin etkisiymiş. Bu arada korkmayın herkeste aynı etkiyi yapmıyormuş. Yan tarafta bir hasta devamlı kusuyordu. (Ama korkun antibiyotiğin bu etkisi de olabiliyor.) Nihayet ameliyathanedeydim. Anestezist şimdi biraz uyuyacaksınız dedi ve ne olduğunu anlamadan bayıldım. Kalktığımda rahminde hafif bir sızı vardı (ve bu sızı 1 hafta her adım atışımda kendisini hissettirdi). Eh hepsi bu kadardı. Çok cesurdum canım çok. Eşim de benimle gurur duyuyordu eminim.

Birkaç gün sonra hastaneden aradılar. Nakil olacakmış. 5 embriyo olgunlaşmış. (11 tane alınmıştı.) Umarım bizim ufaklıklara iyi bakarlar orada. Yahu bizimkiler daha doğmadan dünyayı görmüş oldular aslında. Evde de havamdan geçilmiyordu. Annem bana istediğim tüm yemekleri yaptı. Ev işlerinden anlamayan eşim ise neredeyse mantı açacaktı. Allahım bana bu günleri de gösterdin ya.

Embriyo nakli nispeten daha basit bir operasyondu. Birçok hastayla birlikteydim. O gün 1.5 litre su içmem söylendi. Altıma yapacaktım neredeyse. Bir hasta da 2. tüp bebeğini yapmak için oradaydı. Tüm gün bebeğinin yemek yeme sorununu anlattı. Ona da nefretle baktım. Kardeşim daha biz birinciyi yapmadık. Dur bakalım. Bir de tüp bebek bölümüne çocuk getiren hastalara sesleniyorum. Getirmeyin güzel kardeşim. Nazar değer çocuklarınıza. Göze gelirler maazallah.

3 embriyo nakledildi. Biri kompakt yani sekizden fazla hücreye bölünmüş anladığım kadarıyla. Nakli Prof. Mustafa Bahçeci yaptı. 3 gün evde yattım. Nakilden itibaren 15 gün de acaba tutmuş mudur diye düşünerek geçti. Hiç bir şey hissetmiyordum ama kalbimi de ferah tutmaya çalışıyordum. Benim gibi 31 yaşındaki bir kadının tüp bebek sahibi olabilme oranı %30 civarındaymış. Hem yüksek hem de düşük bir şans diye düşünüyorum. Bu arada bende geceleri bir yemek yeme hastalığı gece yarısı mide kazınması şeklinde tezahür etti. Bunu da aldığım hormonlara bağladım.

Dilara ile ilk tanışmamız
15 gün sonra Alman Hastanesi�ndeydi. Kan verdim. İki saat geçmek bilmedi. Numan Bey sonunda bizi çağırdı. Oturduk. Evet gebelik başlamış. �Şimdi dikkat etmeniz gerenler� diye söze başladı. Allahım hamileydim. Ay doktorum da ne kadar soğukkanlı. Dünyanın en önemli olayı gerçekleşmiş, o sebzeleri yıkamamı söylüyor. Bu arada doktorumun üzerine atlayıp yanaklarımdan öptüğümü ve ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Doktor 15 gün sonra tekrar gelmemizi söyledi. Bazen embriyo sakat ise düşük gerçekleşebiliyormuş. Bu da doğal seleksiyon. Ailelere haber verdik. Kayınvalidem telefonda ağladı. Annem çığlık attı. Sanırım bizim kompakt sıkı çıktı ve hayata bağlanan o oldu. Kim bilir? Ya da üçüzlerimiz mi olacak yoksa?

Hamilelik dönemi
Önce ultrasonda bir gebelik kesesi gördük, sonra kese içinde minicik bir nokta. Sonra da o noktanın kalp atışlarını� Her ay bebeğimizin büyüdüğünü gözlemledik. Eşim bu arada muayenelere tam teçhizatlı kameraman olarak katılıyordu.

Hamileliğim inanılmaz zor geçti. Neredeyse Dilara�yı aldırıyordum. Tüp bebekte hamile kalmak kadar her gebelikte olduğu gibi eve bebek götürme oranı diye bir kavram var. Hamile kalmak kadar sağlıklı bir şekilde sürdürmek de çok önemli. Önce doktorumun al diye ısrar ettiği progestorenu bırakmam gerekti, sonra da sakinleştirici ilaçlar almam. 4.5 ay devamlı kustum. Ekmek, et ve evde pişmeyen hiçbir şey yiyemedim. Mutfağın önünden geçemedim, hatta sakız çiğneyemedim. Her gün fenalaşıyor, ağlıyor, sakinleştirici hapla zor ayakta duruyordum. İşten ayrıldım ve 7 ay annemin evinde istirahat ettim. Ah anneler olmasa biz ne yapardık? 31 yaşında bile hala onların küçük kızlarıyız. Eşim bu hamilelik çok zor gerçekleşti bebeği aldırmayacaksın diye ısrar ediyor, ben hayatta yaşanabilecek en büyük sıkıntılardan birini çekiyordum. Bu arada kanamalarım oluyordu, ne zaman biraz uzun ayakta kalsam veya yürüsem kanamam nedeniyle istirahat etmem gerekiyordu. Ancak içimden bir ses bu bebek yaşamalı diyordu. Madem nakledilen 3 embriyodan hayata tutunan o oldu, yaşamalı. O dönemde eşime beni değil de bebeği tercih ettiği için çok içerledim. Aileler arasında huzursuzluk oldu. Ben 2 kadın doğumcu değiştirdim ve sonunda yaşadığım sıkıntılara bir anne ve kadın gözüyle yaklaşabilen Dr. Tülay Top ile hamileliğimi yürütme kararı aldım. Eğer Dilara bugün hayattaysa önce Allah�ın sonra kendisinin ve Dr. Özkan Pektaş�ın emekleri sayesindedir. Özkan Bey hamilelik döneminde birçok kadının geçirdiği bu sıkıntılı ruh hali konusunda beni aydınlatmış ve hamileliğimi yürütmem hususunda beni desteklemiştir. Burada vermek istediğim mesaj eğer ruhsal olarak zor bir hamilelik geçiriyorsanız lütfen yalnız olmadığınızı bilin ve tıbbi destek alın. Bu dönemde de bebeğe zarar vermeden kullanılabilecek birçok ilaç var.

Tabii hamiliğin güzel yanları da var. Kraliçe muamelesi görüyorsunuz. Herkes etrafınızda pervane olup tüm kaprislerinize göz yumuyor.

4. ayda bir kızım olacağını öğrendim ve sanki sonra belirgin bir iyileşme yaşadım. Kız çocuğunun anneye her zaman daha yakın olduğunu düşünmüşümdür. Kız olsun çamurdan olsun değil mi ama? İlk önceleri bu gerçeği kabullenemeyen eşim �Ama ben kızımı maça götürürüm. Tülay Hanım bir daha bakar mısınız bu uzantı ne? Parmak Cüneyd Bey, karıştırmayın efendim lütfen ultrason aletini .� gibi söylemler ve 3 muayene sonrasında (biri detaylı olmak üzere) kız babası olacağını kabullendi. Şimdi kızımı 10 erkeğe değişmem diyor o ayrı. Tabii kızınıza talibiz diyen oğlan babalarını homurdanarak uzaklaştırmak da kendilerine düşüyor. Memlekette pompalı tüfek satışları artacak!.

Yalancı alarm
Ramazan Bayramı yaklaştı. Ben bir gece suyum geldi sandım ve herkesi sabahın üçünde Kadıköy Şifa Hastanesi�nin kapısına diktim. Helal olsun annem 40 dakikada Çatalca�dan uçarak geldi ve sonraki 10 dakikada da sigara içebileceği bir kafeterya keşfetti. Oda aileler tarafından tıklım tıklım dolduruldu ve ben müthiş sinirlendim. Kimi düşürdüğü, kimi ölen çocuğunu anlatıyordu. Şu nst�den bir kurtulsaydım ben onlara yapacağımı biliyordum. Neyse benim suyum falan gelmiyormuş bu arada. Sabah doktor geldi, muayane etti de eve döndük. Millet de beni bir güzel kalayladı tabii. Bu arada herkes o ana kadar bir sır gibi sakladığımız kızımızın adını da öğrendi, o oldu.

Doğum

10 gün sonra gerçekleşti. Tam bayram öncesi kontrole gitmiştim. Kasılmalarım başlamış. Tülay Hanım bekleyelim diyor asistanı bayramda Boğaz köprüsünün ortasında doğurur diyor. Millete şan şöhret olmamak ve kan tutan kocamın ruhsal sağlığı açısından arife günü doğurmam kararlaştırıldı.

Sabah hazırlandık, hastaneye gittik. Ben tatbikattan hazırlıklıyım, işlemleri biliyorum Size bir hastane elbisesi giydiriyorlar, kan alıyorlar, anestezist bazı sorular soruyor (herhangi bir ilaca alerjiniz var mı gibi). Sonra kurbanlık koyun gibi kesilmeyi bekliyorsunuz. Aklımdan o anda bile ben bu bebeği sevebilecek miyim? İyi bir anne olabilecek miyim? Yok ben doğurmasam gibi düşünceler geçiyordu. Doktorum geldi, hatırımı sordu, ameliyat saatini bildirdi.

Saati gelince beni odadan aldılar, bir sedyeye yatırdılar. Annem ağlamaya hazırlanmış, yüzü şekil değiştirmeye başlamıştı. Başımda aile efradı olmak üzere oda kapısından uğurlandım. Ameliyathaneye indik. Oda kalabalık. Doktorum, asistanı Nuri Bey ve anestezi uzmanı görebildiklerim. Doktorum aman tüp bebek arkadaşlar çok kıymetli diye espriler yapıyor bense bir daha gökyüzünü görebilecek miyim diye kara kara düşünüyorum. Anestezist şimdi biraz uyuyacaksınız dedi. Saniyesinde güzel bir uykuya dalmışım. Sanki 10 dakika uyudum ve uyandım. Rüyasız güzel bir uyku. Başımda yine anestezist vardı (sanırım). Çok sağlıklı bir bebeğiniz oldu dedi. Bebek bakım odasındaymış. Beni de yukarıya kendi odama aldılar.Hala hafif sarhoş gibiyim ama arkadaşlara müjdeli haberi mesajla verebilecek kadar da ayığım. Ne ağrım ne de sancım oldu. Bir tek ağrı kesici dahi almadım. Yine doğum yapsam sezeryanı tercih ederim.

Dilara�ya kavuşmamız
Bebek geliyor dendi. Kapı açıldı ve Ku Klux Klan üyesi gibi giydirilmiş küçücük bir yaratığın sevimli yüzünü gördüm. Minicik bir burnu ve kiraz gibi dudakları vardı. Yüzü daha yeni doğduğundan şişti ve çok komik mimikler yapıyordu. İşte o an anne oldum, onun için düşünmeden canımı verebileceğimi anladım ve yepyeni bir hayata adım attım.

Aslında Dilara�nın öyküsü bitmedi, o anda başladı�

Son söz:
Allahım sana bu çitlenbik hanım için teşekkür ederim. Hamilelik ve sonrasında benden desteğini esirgemeyen anneme ve eşime de sonsuz şükran borçluyum. Onlar olmadan hayat benim için çok zor olurdu. Dilara minnoşum. Sensiz bir hayatı ise düşünemiyorum�