Hayatım boyunca hep düzenli ve planlı bir insan oldum. Konu bir çocuk sahibi olmak ise bence dünyada düşünülmeden ve planlanmadan yapılmaması gereken tek şey diyebilirim. Evliliğimizin 3. yılında bir bebeğimizin olmasına karar verdik Zaten ............ ile tanışmam da o döneme rast gelir. Sizleri çok yakından takip etmeye başladım. Öyle ki nerdeyse hamilelik ve bebek ile ilgili uzman olduğumu ben değil eşim Ertuğrul ve arkadaşlarımdan duyar olmuştum. Hapları bırakmış ve hatta düzenli folik asit almaya başlamıştım. Bir taraftan da eşimle spora gidiyor kendimi gerçekten zinde hissediyordum. Sigara zaten kullanmadığım için kendimi şanslı hissediyor, ara sıra içtiğim bir iki dubleye de çoktan veda etmiştim. Yani küçük bebeğim için bütün hazırlıklar tamamdı!

2001 yılının Haziran ayıydı. Her sene bahar ayları bana alerjiden dolayı zehir olurdu. Yine alerjilerimin azdığı bir Cumartesi sabahı eşimin ısrarıyla birlikte doktora gittik. Doktor neye alerjim olduğunu anlamak için bir sürü test yapılması gerektiğini söyleyip bana bir alerji hapı verdi. Birlikte eve dönerken içimde garip bir duygu vardı. Eczaneden ilacı alırken birde gebelik testi istedim. Eve döner dönmez testi yaptım. O anı hayatım boyunca unutamam. İkimiz birbirimize sarıldık ve ben tabi kendimi tutamadım. Sonuç pozitifti. Tabi aldığım ilacı doğruca çöpe attım. Minik bebeğim için kendimi her şeye hazırlamışken bir alerjiyle mi başa çıkamayacaktım.

Hemen doktorumu aradım ve hafta sonuna randevu aldım. Daha randevuya iki gün vardı ki bir gece saat 2 gibi şiddetli bir sancıyla uyandım. O kadar şiddetliydi ki nefes alamıyordum. Ertuğrul çok korktu ne yapacağını şaşırdı. Ağrıdan ayağa kalkamıyordum. Bebeğimi kaybediyorum diye düşünüp ağlamaya başlamıştım. Beni kucaklayıp acile götürdü. Acildeki doktor muayene etti ve gebelik kesesinin normal durması gereken yerde olduğunu herhangi bir düşük ihtimali olmadığını söyledi. Ağrılarıma bir sebep bulamadı. O gece serumlarla sabahı ettik. Belkide hamileliğimin en problemli günü o gün olmuştu. Ondan sonra gerçekten çok sorunsuz bir hamilelik geçirdim.

Her ay gelişmeleri çok yakından takip ediyordum. Ne zaman tekmelerini hissetmeye başlayacağım derken günler su gibi akıp geçti. 16. hafta minik bebeğimin % 98 kız olduğunu öğrenince içten içe çok sevindim. Onu kollarıma alacağım anı beklerken çok sabırsızlanıyordum. 37. haftanın sonuna kadar hoplaya zıplaya işime gidip geldim. Maalesef tüm çabalarıma rağmen tam 19 kg aldım. 59 kg ile başladığım hamileliğime 78 kiloya gelmem aslında bayağı canımı sıkmıştı. Bu arada Ertuğrul da sporu bırakmış ve kilo almaya başlamıştı. Neyse hala kilomun ondan aşağıda olması biraz moralimi düzeltmişti.

Başından beri hep normal doğum yapmak istedim. Doktorum bu isteğimi duyunca beni tebrik etti ve sonuna kadar destekleyeceğini söyledi. 40 haftam dolduğunda bende hala tık yoktu. Her gece yatağa girerken hep sabaha suyum gelsin koştura koştura hastaneye gidelim diye senaryolar kuruyor ve heyecandan uyuyamıyordum. Hastane valizim kapının önünde bekliyordu ama bizim nazlı kızdan hala hiç ses yoktu. Doktorum maksimum 41. haftanın sonuna kadar bana zaman tanıyabileceğini söyledi. Havalar öyle soğuktu ki dışarıda diz boyu kar vardı. O yüzden yürüyüşlerimi evin koridorunda bir ileri bir geri şeklinde yapıyordum. 41. haftanın son günü akşam bütün aile toplandık, çünkü ertesi gün hastaneye gidecektim. O gece doğsun diye sabaha kadar dua ettim ama maalesef doğmadı. Sabah yedide annem, babam, eşim ve beni başından beri hiç yalnız bırakmayan kendisi de doğum hemşiresi olan arkadaşım Sevgi ve eşi ile hastaneye yol aldık. Doktorumla konuştum suni sancı denemesine karar verdik. İlk verilen tabletler bende hiç etkili olmadı. Öğlen 12 gibi doktorum tekrar suni sancı verdi ve beklemeye başladık. Sancılarım bu sefer giderek arttı, Sevgi’cim yanımda elimden tutuyor ve bana nefes al diye telkinler veriyordu. Saat 3 civarları idi sancılarım had safhada, epidural takılması için anestezi uzmanı geldi. Aslında çok dayanıklı bir insan olan ben epidural takılırken biraz fenalaştım, neyse ki hep Sevgi yanımdaydı. Zavallı arkadaşım bu durumdan okadar etkilendi ki kendi doğumunda hiç epidurale yanaşmadı. Saat 4 olduğunda doktorum açılmanın 5 santimetre olduğunu bebeğimin doğum yoluna halen girmediğini ve artık daha fazla beni ve bebeği yormak istemediğini söyleyerek fikrimi sordu. Tam 9 saattir uğraşıyorduk ve ben artık normal doğum ümidimi maalesef kaybetmiştim ve çok da üzülerek sezaryene epidural olması koşulu ile evet dedim. Hiç olmazsa bebeğimi doğduğu anda kucaklamak istiyordum. Bundan sonra beni hızla ameliyathaneye aldılar. Epidural olarak sadece belden aşağısını uyuşturdular. Bütün doktorlar ve hemşireler etrafımda pervane gibi dönüyorlardı. Onlarla gülüp şakalaşıyorduk. Tam saat 16:33 de minik kızım dünyaya geldi. Doktorum “şuna bakın dört kilo var maşallah” dedi. Minik kızımı kucağıma verdiler pamuk gibiydi, yumuşacık tenini koklayıp öptüğüm anda kendimi dünyanın en mutlu insanı hissettim. Sonra onu hemen dışarı çıkardılar ve tabi ameliyatıma devam ettiler. Tüm çekiştirmeleri ve işlemleri hissediyor ama acı duymuyordum. Bir an önce çıkıp bebeğimi emzirmek için can atıyordum.

Halen normal doğum yapanlara imrenir kendim bu şansı yakalayamadığım için üzülürüm. Hele ikinci bebeğim için de bu şansımı kaybettiğimi bilmek beni kahrediyordu. Ta ki biraz önce doğum hikayelerinde ilk bebeğini sezeryan, ikinci bebeğini normal dünyaya getiren Aslı hanımın hikayesini okuyana kadar...

Şimdi kızım Ceren tam 2,5 yaşında ve eşim Ertuğrul ile onsuz bir hayat düşünemiyoruz.

Teşekkürler biricik aşkım ve dünyanın en tatlı babası Ertuğrul!
Teşekkürler her anımda yanımda olan ve beni hiç yalnız bırakmayan canım arkadaşım Sevgi!
Teşekkürler tüm aileme bana verdikleri destek için!
Teşekkürler sevgili doktorum Tolga Ergin’e
Ve teşekkürler bana her konuda yol gösterici olan ............ ekibi...

Merak edenlere: Doğum sonrası, hızla aldığım kiloları vererek bir yıl içinde eski halime döndüm. Ama 6 ay boyunca evde bol bol egzresiz yaptım ve yediklerime çok dikkat ettim. Bol süt için bol su için ve sakın söylenenlere kanmayın.