Eşimle üniversite yıllarında tanıştık. İş hayatına atılıp, ayaklarımızın üzerinde durabildiğimiz zaman hemen evlenme kararı aldık. Eşim benim için dünyada başıma gelen en güzel şeydi ve eşsizdi. Tabii minik kuzum hayata merhaba diyene kadar...
Evliliğimizin 2. yılında bir bebek sahibi olmaya karar verdik. Minik kuzum, bizi biraz uğraştırmış olsa da ailemize katılma kararını nihayet Ekim 2006'da verdi. O andan itibaren her şey farklılaştı bizim için. Yediklerim, dinlenme saatlerim, yaptığım egzersizler... Hiçbir şey eskisi gibi bireysel değildi. Benimle aynı havayı soluyan, tamamen bana muhtaç bir canlı vardı artık içimde. İlk zamanlar heyecanla bekliyordum karnımın belirginleşmesini, hareketlerini hissedebilmeyi. Sorunsuz geçen hamilelik döneminde, tüm bu heyecanları bir bir yaşadım minik kuzum sayesinde.
Çocukluğumdan beri hayalim sağlıklı bir kız bebek sahibi olmaktı. Bu nedenle, 9 ay 10 günlük süreçte en çok heyecanlandığım an cinsiyetini öğrendiğim andı. Dikkatle doktorumun iki dudağının arasından çıkacak kelimeye kilitlenmiştim. Kalbim duracak gibiydi. O ana kadar içimdeki sesi dinlemiş ve hep bebek mağazalarının kız reyonunu gezmiştim. Doktorum ultrason probunu sağa sola iyice gezdirdikten sonra, "Kız." dedi, "Her şey yolunda, kızınız olacak." İçimde kıpırdanıp duran o heyecan seli, bir anda sevince dönüşüp, gözyaşı olarak yansımıştı dünyaya; sevinç, gözyaşı...
Hamileliğim boyunca her şeyi kaydetmiştim; hamileliğimi ilk öğrendiğim tarih, ilk tekme, cinsiyetini öğrendiğim gün, ailelerimizin tepkisi, hafta hafta aldığım kilolar. Bu bilgileri daha sonra minik kızıma hazırlayacağım albüm için saklıyordum. O aslında 2006 Ekim'de bizden biri olmuştu ve takibindeki 9 ay 10 günlük döneme ait bilgileri de kaçırmamalıydı.
37. haftanın bitimine kadar çalışmış ve Temmuz sıcağında artık karnım burnumda gün saymaya başlamıştım. Odası, etiketleri kesilmiş kıyafetler, banyo takımları, bebek arabası, araba koltuğu ve bir bebek sahibi olmadan akla asla gelemeyecek yüzlerce malzeme hazırlanmış, kızımı bekliyordu. Birçok meyveye ve tıbbi malzeme olarak sıkça kullanılan kauçuğa ciddi alerjim olduğu için tüm önlemleri alıp, gerekli malzemeleri yurt dışından getirerek, bebek ve erişkin yoğun bakım ünitesi bulunan bir hastanede doğum yapmaya karar verdim. Bir çocuk doktoru olarak, daha önce çok sayıda normal doğum izlemiştim. Astım hastalığım olduğu için normal doğum esnasında yeterli performansı gösteremeyeceğim endişesi ile sezaryen ile doğumu tercih ettim. Son kontrolümde anne-baba olacağımız müjdesini verdi doktorum. O akşam ailelerimize ve arkadaşlarımıza haber verdik, bebek çikolatalarını aldık ve son kez çantamızı kontrol ettik. Sabah evden çıkarken boy aynasında baktım kendime. Uzun süredir benimle her yere gelen, ben film seyrederken, uyurken hiç ses çıkarmayan, acıktım diye ağlamayan bebeğim artık çok farklı olacaktı. Yüzüme, gözlerimin içine bakıp kimi zaman gülecek, kimi zamansa ağlayacaktı.
Kombine epidural-spinal anestezi ile sezaryen olduğum için ameliyatım boyunca uyanıktım ve eşimle konuşuyordum. Çok garipti ama sandığım kadar heyecan ve korku duymuyordum. Sadece sabırsızdım. 17.07.2007 saat 10.45'de nihayet o güzel sesi duydum, ne kadar da gürdü. Tüm ameliyat ekibi zorlu bir bebek olacağını söyledi. Ben ilk olarak, "Kız mı?" diye sordum. Eşim ise, "Sarışın, ben de öyleymişim bebekken." dedi. Henüz dikişlerim atılmamıştı ki bebeğim kollarımdaydı. Bana dokunur dokunmaz ağlaması kesildi. Benim ona karşı hissettiğim büyük sevgiyi, o da bana karşı hissediyordu demek ki. Bu temas etme isteği ve sevgi her gün katlanarak büyüdü. Eşimden sonra dünyada başıma gelen en iyi şeylerden bir diğeri tartışmasız kızımdı, minik kuzumdu. Ona sahip olmadan önce hep tek çocuk planlarken, artık aynısı olmak şartıyla en az beş çocuk ister oldum. Bu kızımın yarattığı bir mucizeydi. Minik İrem'im sen bizim ailemizin vazgeçilmezisin. İyi ki varsın, seni çok seviyoruz...