Eşimle, 1991 yılının ocak sonunda tanışmamız çok tesadüfi bir olaydı. İkimiz de üniversitede öğrenciydik. Ama ayrı şehirlerde. Cumhur İstanbul'daydı, ben İzmir'de. Ben tatilde İstanbul'a gezmeye gelmiştim ve onun okuduğu üniversiteye de ziyaret amacıyla gitmiştim. O, o sırada kantinde olmayabilirdi ya da ben hiç o kantine uğramayabilirdim. O zaman hayatlarımızın akışı şimdi çok farklı olacaktı. Ama olacak olan oldu ve biz tanıştık.

1994 şubat'ında evlendik. Halen okuyorduk.

Uzun yıllar çocuk düşünmedik. İkimiz de kendimizi çocuk yetiştirmeye hazır hissetmiyorduk. Malum, aileler durmadan bize baskı yapıyorlardı. Ama ikimiz de yoğun bir tempoyla çalışıyorduk ve zaten bebişe ayıracak pek vakit de yoktu. Doğunca başkaları bakacaktı. O zaman da sadece çocuk doğurmuş olmak için doğurmak bencillikti. Öte yandan hayat böyle giderse çocuk yapmaktan da tamamıyla vazgeçmek gerekiyordu o zaman. Yani çok çelişik bir konuydu bu. En çok da geri dönüşü olmayan bir olay olduğu için korkuyorduk. Ya pişman olursak!

Biz yine de 1998 yılında "kararsızlıkla çocuk yapma kararı" aldık. Bir denemeye karar verdik. Bu denemeler ve çelişkiler 2-3 yıl sürdü. Bizim çocuğumuz olmuyordu. Bugün artık bunun da çözümü vardı ve doktor müdahalesi ile çocuksuzluk sorunu ortadan kalkıyordu. Buna ben taraftar değildim. Her şeyin doğal yollardan olmasını istediğim için bunun da öyle olmasını istiyordum. Bu, evlilikten de doğal bir olaydı ve tamamen doğal olması gerekiyordu, insan eli değmeden! Eşim de bu konuda benden pek farklı düşünmüyordu.

Biz bunları düşünürken takvimler 2001 Temmuz'unu gösteriyordu. Ülke büyük bir ekonomik krizin göbeğindeydi. Eşimle ben de kendi işimizde çalışıyorduk. Yeni kurmuştuk ve her iş yeri gibi bizimki de krizden nasibini almıştı. Durum pek parlak değildi yani! Reglim gecikince test yaptık. Testin başında, belli oluncaya kadar geçen o kısa süre geçmek bilmiyordu bir türlü. Geçtiğinde ise eşim de ben de şoka girmiştik. İlk gün ikimiz de şoktan kurtulamadık.

Sonra yavaş yavaş şok yerini garip ve şaşkın bir sevince bıraktı, biraz da endişelere... Nasıl yapacaktık, ne yapacaktık, iyi bir gelecek sağlayabilecek miydik, iyi anne-baba olabilecek miydik, bizi neler bekliyordu, vb... Fakat yine de istiyorduk bebeği. Hem de o bize kendisi
gelmişken!

Ben hamile kalınca böyle hissedeceğimi hiç düşünmemiştim daha önce. Bebeğim olacağına bir türlü inanamıyordum. Çok geçmeden mide bulantılarım başladı. İlk önce domatesten iğrendim. Kısa bir süre sonra da bir şey yiyemeyecektim. İlk üç ayım bir şey yiyemeden şiddetli kusmalarla geçti. Bu kusmaların sebebini psikologlar "çocuğa hazır olmama" ile açıklıyorlar. Öyle idiyse de ben hamileyken, hamilelik döneminin aslında müthiş bir hazırlık dönemi olduğunu keşfettim. Gerek fizyolojik, gerek biyolojik, gerekse psikolojik olarak tam bir hazırlık dönemiydi bu. Vücudumdaki muazzam değişim, hissettiklerim bu anlamda beni büyülemişti. Artık çelişkim falan kalmamıştı. Hamileliğimi öğrendiğim günden beri internette bu konuyla ilgili ne bulursam okuyor, devamlı bilgi topluyordum.

Bebeğin cinsiyetini öğrendiğimizde sevincimiz arttı. Bir kızımız olacaktı. Eşim ve benim bu konuda bir tercihimiz yoktu. Cinsiyeti bizim için fark etmiyordu. Ama ailelerde pek kız çocuk olmadığı için kız çocuk özlemi vardı. Onlar kız olacağını duyunca daha da çok sevinmişlerdi.

Doğuma çok az kala ben sezaryen ve normal doğum arasında kararsız kaldım. Normal doğumu, aynen hamile kalmayı istediğim sebeple yani doğal olduğu için istiyordum. Ama açıkçası ben o uzun süren sancılı süreçten korkuyordum da. Hamileliğimde zaman zaman kabuslar görüyordum. Bana hamileliğim boyunca destek olan eşim kabuslarda da beni yalnız bırakmadı, o da gördü! Doğum sırasında olabilecek bir aksilik de bu kabusların ana temasını oluşturuyordu. Bu yüzden de sezaryen sanki daha kontrol altında bir müdahaleymiş gibi geliyordu-özellikle de bebek açısından-.

Doktorum, ailem, eşim ve çevremle uzun süren müzakerelerden sonra sezaryende karar kıldım. Ama zaten karar verene kadar doğum zamanı da gelip çatmıştı. 22 Mart 2002 sabahı erkenden annem, eşim, kayınvalidem ve ben hastaneye gittik. Çok heyecanlıydım. Aylardır beklediğim an gelmişti. Bir anne adayı olarak bebeği, anneliği, özellikle onu gördüğümde ne hissedeceğimi çok merak ediyordum. Saat 8.30'da ameliyata girdim. 15 dakika sonra bebek çıkmış. Ben ayıldığımda herkes bana bebeğin çok saçlı olduğunu ve babasına çok benzediğini söylüyordu. Sonunda onu bana getirdiler. Gerçekten de çok saçı vardı ve Cumhur'un kopyasıydı. Bebek hemşiresi onu bana yaklaştırdığında sanki "işte ben geldim merak ediyordun ya" der gibi bir ses çıkardı. Anneler bebeklerine hep o anda mı bağlanırlar acaba? Meme emmesi için göğsüme yaklaştığında ise memeyi hemen tuttu. Endişelerimden birisi de bu noktada yoğunlaşıyordu. Acaba ameliyattan sonra hemen sütüm gelecek miydi? Bebeğimi doyurabilecek miydim? Fakat bu endişem de onun memeyi tutmasıyla kayboldu. Sanki bu işte usta gibiydi. Biraz da oburdu galiba. Hastanede geçirdiğim üç gün içinde, birçok emziren annenin başına gelen şey benim de başıma geldi ve göğüslerim yarıldı. Müthiş bir can acısıydı. Rahatlıkla bir işkence yöntemi
olabilirdi. Ama kollarımdayken başını kaldırıp merakla yüzüme öyle bir bakışı vardı ki ona hiç kıyamıyordum ve dişimi sıkıp "birazdan geçecek nasıl olsa" diyordum. Ameliyat acısı mı? Onu pek hatırlamıyorum.

Artık ailemize bir birey daha katılmıştı. Eşim beni öptü ve hamileliği ve doğumu metanetle geçirdiğim için tebrik etti. Çok heyecanlıydı. O da benim gibi büyülenmişti. Arada bir ortadan kayboluyor, ya elinde iki paket tokayla ya da bebeğe bir oyuncakla çıkıp geliyordu. Bense bebeğin yanıma geleceği zamanları iple çekiyordum. Bebek yanıma geldiğinde meme emiyordu ve bunu düşünmek bile göğüslerimin sızlamasına sebep oluyordu ama ben yine de gelsin ve meme emsin istiyordum. Onu kucağımda tutmak, yakın olmak, sıcaklığını hissetmek çok güzeldi.

İşte Bige'nin aramıza katılış hikayesi bu. Bige şimdi 10 aylık bir fıstık. Hayatımıza yeni bir soluk getirdi. Eşim de ben de şimdi hayata daha farklı bir pencereden bakıyoruz. Artık çocuklu bir aileyiz ve bunun için mutluyuz. Hiç de korktuğumuz gibi bir şey yokmuş. Bebeğin varlığı yaşamın sorunlarını sandığımız gibi ağırlaştırmadı. Evet biraz daha ek sorumluluk getirdi ama aynı zamanda sorunları çözme yolunda daha fazla güç ve motivasyonla birlikte.

Tüm anne adaylarına benim gibi sağlıklı bir doğum geçirmelerini ve bebişlerini kucaklarına almalarını diliyorum.