Tarih Ocak 2000... Adetim 1 hafta gecikmişti, evde test yaptım. Testi yapar yapmaz, 10 saniye bile beklemeden çizgi hemen belirmişti. Ne yapacağımı şaşırmıştım, ben hamileydim, inanamıyordum, bu kadar kolay mıydı??? Bu bebeği çok istememe rağmen,o çizgiyi görünce susup kaldım, havalara zıplayamadım, gülemedim, konuşamadım, sevinç gösterisinde bulunamadım. Açıkçası hamile olduğumu öğrendiğimde böyle donup kalacağımı daha önce hiç düşünmemiştim, tipik Türk filmi gibi hayal ediyordum hep.. Banyodan çıkıp salonda sonucu bekleyen eşime haber verdim. Tolga sarıldı, öptü beni... Zaten birkaç gün sonra hamile olduğuma çoktan alışmıştım bile, çok mutluydum. Eşimle birlikte hamileliğimi kutlamak için yemeğe çıktık. İlk doktor kontrolümüzde bebeğimiz 6 hafta 6 günlüktü. Onu ultrasonda ilk gördüğümde "ne? bu mu bebek" oldum ) ama tarifi imkansız duygular yaşadım o an. Doktordan çıkarken huzurluydum, bebeğimizin muhtemel doğum tarihinin 14 eylül olduğunu öğrenerek, elimde kullanmam gereken vitaminim, bebeğimin ultrason resmi ve de doktorumun hediye ettiği hamilelik-bebek bakımı ile ilgili kitap, dergilerle eve geldik.
İlk 6 ay düzenli olarak aylık kontrollerime gittim, gerekli testleri yaptırdım, her ay idrar testi yapıyordu doktorum. Rahat bir hamilelik geçiriyordum ya da canı kıymetli bir insan olmadığım için bana her şey kolay geliyordu. İlk aylar sabahları bulantılarım oldu ama hamileliğim boyunca mutfağa girememe, yemek yapamama gibi sorunlar yaşamadım hiç. 20 Nisan 2000 tarihinde bir oğlumuz olacağını öğrendik. Çoook sevindik, Tolga'da bende basından beri erkek bebek istiyorduk, Allah gönlümüze göre vermişti. Doktorda çıkarken Tolga'nın içi içine sığmıyordu. 5.ayda bezişimizin kafasında su kabarcıkları gördü doktorumuz, bu bizi çok üzdü, ayrıntılı ultrasona girip, uzman doktorlar tarafından incelendi bebeğin kafasındaki kabarcıklar ve önemli bir şey olmadığı ortaya çıktı, çok şükür iyi haberle rahatlamıştık, zamanla gececikti kabarcıklar, öylede oldu zaten.
Hamileliğimi okuyarak, araştırarak, kendimi bebek konusunda geliştirerek, her gün doğum kasetleri izleyerek, televizyondaki doğumla ilgili hiçbir programı kaçırmayarak geçiriyordum. Aylık bebek dergilerine de üye olmuştum. Ayrıca çok hareketli bir hamilelikti benimkisi, neredeyse benim büyüklüğümde, Mafya diye köpeğim vardı, her gün onu dışarı çıkarıyordum, koca köpek beni çekiyordu tabii, bu kadar hareket, kolay normal doğum yapmamı sağladı. 7 ve 8. aylarda ayda iki kere doktora gittim, yapılan şeker testim yüksek çıkmıştı, tekrar yapıldı. Doğuma 1 ay kala doğum yapacağım hastaneyi bastan sona gezdim, odaları, sezaryen olursan diye ameliyathaneyi, bebek odalarını gördüm, her yeri biliyordum artık, içim rahattı...
9. ayımda her hafta doktora gitmeye başlamıştım. Son zamanlarda ayaklarım çok şişmişti, tansiyonum hep yüksek çıkıyordu. 6 eylül doktor kontrolümde doktorum beni iyi görmedi ve hemen hastaneye gönderdi. Bazı testler yapılacaktı, eğer sonuçlar kötü ise bebeği hemen alacaklardı, eğer sonuçlar iyi çıkarsa eve gidebilecektim, kanlar alındı, testler yapıldı, birkaç saat hastanede yattım. Testlerin sonucu iyi çıkınca rahatladık ama doktorum beni ve bebeği daha fazla zora sokmamak adına 8 eylül tarihinde suni sancılarla doğumu başlatmaya karar verdi. 7 eylül akşamı hamileliğimin son gününü kutlamak için eşimle yemeğe gittik, güzel bir son gece geçirdik, eve döndüğümüzde hastaneye götüreceklerimi tekrar kontrol ettim, son hazırlıkları tamamladım, dakikalarca duş aldım, bebeğimle birlikte son yıkanışımdı bu...
Yattığımda hemen uyuyamadım, heyecanlanmıştım, sonra uyumuşum. Sabah telefon seslerine kalktık, Türkiye'den ailelerimiz arayıp, hayırlı doğum diliyorlardı, maalesef kimse yanımızda olamayacaktı bu büyük günümüzde ama biliyorum ki annem, ananem, Tolga'nın annesi, herkes dualarıyla hep yanımızdaydı. Sabah erkenden saat 6:00'da hastanedeydik, epidural ile normal doğum yapacaktım. Odama yerleştim, yatağıma yattım, suni sancılar verildi, suyum kırıldı ve artık bekleme süreci başladı, bu arada bebeğin durumu sürekli inceleniyordu, göbişime bağlanan cihazla kalp atışlarını duyuyorduk. Sancılarım artınca epiduralin yapılmasını istedim. Epidural beni çok rahatlattı, doğum zamanına kadar hiç bir sancıyı hissetmedim, televizyon izledim, uyudum, telefonla konuştum. 11,5 saati bebişimin kalp atışlarını duyarak geçirdikten sonra sıra onu görmeye gelmişti, doktorumun, hemşirelerin "push push" diye desteklemeleriyle ıkınmalara başladım, gerci bir ara "yok ben yapamayacağım, ben gidiyorum" diye, ayaklarımı topladığımda oldu ama ) Neyse birkaç ıkınmadan sonra bebeğim saat 17:40'da 3500 gr, 51 cm olarak doğmuştu. Bebek çıkar çıkmaz kendimi çok rahatlamış hissetmiştim. Göbek kordonunu bile kesmeden kucağıma verdiler, öylece göğsümde yattı. Allah'ım minicikti, ne kadar narindi, ne çok saçı vardı. Ona "ağlama bebeğim, yanındayım" dedikçe benim sesimle sakinleşiyordu sanki... Eşime baktığımda sessiz sessiz ağlıyordu. Bebekomu kucağımda temizlediler, plasentanın çıkarılması, epizotomi uygulandığı için dikişlerin atıldığı zamanları hiç hatırlamıyorum bile çünkü o an kucağımdaki bebeğimi seviyor, öpüyordum. Dikiş işlemi bittikten sonra bebeği aldılar, yanımızda yıkadılar. O kadar çok saçı vardı ki, saçını bile tarayıp tekrar bana verdiler.
Hamileliğim sırasında çocuk doktorumuzda seçmiştik, o da doğumdan hemen sonra gelip bebeğin ilk muayenesini yaptı, Allah'a şükür her şey yolundaydı. Eşim bir ara kaybolmuştu daha sonra elinde rengarenk balonlarla ve oyuncak ayıyla çıkıp geldi, çok güzel de bir kart yazmıştı, o kart bir ömür saklanmak üzere albümde yerini almış durumda. İlk gün "ya bebeğime bir şey olursa" diye sürekli ağladım neyse ki bu korkumu yenebildim. 3 gün hastanede kaldıktan sonra eve geldik bu seferde "ben bu bebeğe nasıl bakacağım" diye 2 gün boyunca sürekli ağladım. Amerika'da yaşadığımız için kimsemiz yoktu yardım edecek, belki bu korkutuyordu beni aslında annem yanımda yok diye ağlıyordum. Zaten hastaneden eve gelince içim çok kotu olmuştu ev bayram havasında değildi, bomboştu... Ama anneliğe çabuk alıştım, bebeğim 1 haftalıkken birlikte emzirme dersine gittik, ona çok güzel baktım. Türkiye'ye ilk tatile gittiğimde herkesten aferin ne güzel bakmışsın cümlelerini duydukça kendimle gurur duydum.
Evet... Her ne kadar bu yazıyı okuyamayacak olsalar da, doktorlarım Nancy A. Miller ve Karen K. Driskell'a, Saint Luke's Northland Hastanesi hemşirelerine ayrıca çok sevdiğim Sheila hemşireye sonsuz teşekkür etmek istiyorum. Ve simdi... Tolgacan Jonathan 28 aylık koca bir delikanlı oldu bile... O bizim canımız, her şeyimiz, Allah'ıma her gün şükrediyorum, bize sunduğu bu güzellik için... Dua ediyorum her gün yavrumun yokluğunu göstermesin diye... Tolgacan'ım çok güler yüzlü bir çocuk. Annecim güler yüzün hiç solmasın, her zaman mutlu olman, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmen dileğiyle...
Ve Tolgam, her zaman yanımda olduğun, olgunluğun, sessizliğinde bile verdiğin güven için çoook teşekkür ederim, seni çok seviyorum.
Son olarak canım annem seni canımdan çok seviyorum, aramızda mesafeler olsa da hep aklımda, hep kalbimdesin...