Ben Ayşen Peren 16.11.1971 İstanbul doğumluyum. 08.04.1995’de sevgiyle başlayan birlikteliğimizi 25.05.1996 da evlilikle noktaladık. Birbirimizi ilk gördüğümüz andan itibaren nasıl seviyorsak geçen yıllar sevgimizi pekiştirdi ve artırdı. Allah sonuna kadar da böyle götürmeyi nasip etsin. Ýlk 2 yıl evliliğimizin tadını çıkarmak için bebek istemedik.İkinci yılın sonunda bebek isterken eşimin Türkmenistan işi nedeni ile bu kararımızı ertelemek zorunda kaldık. Kendi işimiz olduğu için eşim inşaat, bende muhasebesiyle ilgilenme kararı alarak 2 yıl sonra döneriz umuduyla zorunlu bir ertelemeye gittik.

Fakat 2.yılın sonunda hala burada kalmamız gerektiğini anladığımız için buradaki yaşantımızın 3.yılının içinde artık bebeğimiz olmalı dedik. Evliliğimiz 5.yılındaydı artık. 3 aylık bir beklemeden sonra 30 Temmuz’da o mucizevi sonucu almak için hastanenin yolunu tuttum. Bu 3 ay içinde her ay acaba mı diye beklediğim için 3.ayda pek ihtimal vermesem de tahlil yapmak istedim.

Eşime kalsa gitmemi istemiyordu, ‘bırak bu ümitle bir kaç gün daha yaşayalım’ diyerek. Ama ben artık daha fazla ümitlenmek istemiyordum. Tahlili beklemek 15 dakikamı almıştı. O uzun hiç bitmeyecekmiş gibi zannettiğim 15 dakika. Bir taraftan içimden dualar ediyordum. Ama hep hayırlı ise olsun diyerek. Bir taraftan da gurbette olduğum için yanımda kimsenin olmayışına hayıflanıyordum. Ve o müthiş an geldi. Kağıdı elime aldığımda pozitif yazısını gördüğümde gözlerime inanamadım. Ve ilk söylediğim sözcük “pozitif diyor” olmuştu.

Hastaneye şoförle geldiğim için hemen eşimi aradım ve gelmesini söyledim. O ise korkmuştu ve ‘başka birşey mi var acaba?’ diyordu. Eşim geldiğinde arabaya biner binmez kağıdı eline tutuşturdum ve “Rıza pozitif diyor” demiştim. Sanırım hala bir şokun içindeydim. Ve ağlamaya başladım. Bu kadar kısa sürede beklemiyorduk. İlk iki yıl kendi isteğimizle istememiştik ama son iki yıl isterken ertelemek bizi gerçekten üzüyordu. Hep başkalarının bebeklerini severken birbirimize bir gün acaba bizde kendi çocuğumuzu sevebilecek miyiz diyorduk. Ve işte o müthiş gün gelmişti. Arabayla biraz Ashgabad turu attıktan sonra işyerimize döndük. Önce kimseye haber vermeyelim dedik. Ama bu mümkün değildi. En azından benim anneme ve ablama söyleme kararı aldık. Tabi onlara söylediğimiz zaman havalara uçtular. Onlara da ‘Ama kimseye söylemeyin’ dedik. ‘Ultrasonda kesin görelim, bir hafta daha geçsin öyle söyleriz’ dedik.

Birkaç can arkadaşımızdan sonra ertesi gün ultrasonda görme umuduyla evimize döndük. Ve o gece gözümüze hiç uyku girmedi. Gebelik kesesinde görebilecek miydik, yoksa dış gebelik mi diye endişelenerek biraz sevinç biraz buruklukla geçen gecenin ardından ertesi gün ultrasonda o küçücük haşhaş tanesi kadar mucizevi bebeğimizi gördük. Artık hamileliğimiz kesinleşmişti. Buradaki Rus doktorumuz ‘bir ay sonra dosyanızı açarız’ diye beni gönderdiğinde ben tatmin olmamıştım. Endişelerim vardı. Tenis oynuyordum. Hamileyken de farkında olmadan oynamıştım. Bir kurt köpeğimiz vardı. Onunla haşır neşir oluyordum her gün. Keşke dedim keşke Türkiye de olsaydım. Benimle ilgilenen bir doktorla konuşuyor olsaydım. Hemen Türkiye’den doktor araştırması yaparak Türkiye’ye gitme isteği belirdi içimde. Ama uçak yolculuğunun düşük tehlikesi riski oluşturacağını söylemeleri ne yapmam gerektiği konusunda kararsız kalmama yol açtı. Türkiye’deki doktorlar hiçbir þey olamayacağını, buradakiler ise olabileceğini söyleyerek durumu daha da karışık hale getirdiler, bunun doğal sonucu olarak endişeler içinde karar verdim ve 9. haftamda Türkiye'ye döndük.

Çok iyi bir doktor bulduk. Ve ilk muayenede kalp atışlarını bana dinleterek beni dünyanın en mutlu anne adayı yaptı. Tatilimizi balayımızı yaptığımız Abant’ı seçerek birkaç gün kendimizi bu mutlulukla baþ baþa bıraktık. Tahliller ve diğer yapmamız gerekenlerle tekrar Türkmenistan’a döndük. Bu arada bütün aile üyeleri akrabalarımız, arkadaşlarımız bu mutlu haber için bizi tebrik ediyorlardı. Ne güzel günler geçiriyordum.

Hamile olmak ne yüce bir duyguymuş meğer. İçimde bir canlı taşıyor olmam. Onun bana bağımlı olması. Yapacağım her hareketin, yiyeceğim her iyi ve kötü şeyin ona gideceğini bilmek beni inanılmaz heyecanlandırıyor ve biraz da panikletiyordu. Mide bulantı hissi ve kokulara olan hassasiyetim haricinde çok ağır şeyler yaşamadım. Bir ara burada pamuk toplama mevsimi olduğu için alerji oldum, bir ay çektim. Karlar yağdığında herşeyin düzeleceğini söylediler gerçekten de öyle oldu. Her gün karnım ne zaman büyüyecek diye aynanın karşısına geçip vücuduma bakıyordum. Ne zaman o muhteşem herkesin anlattığı içimdeki hareketleri hissedeceğim diye meraklanıyordum.

Bu arada bu ülkede bazı şeyleri bulmak zor olduğu için sağolsun arkadaşlar ve gelen çalışanlarımızla ne yemek istiyorsam, neye ihtiyacım varsa herşeyi getirtiyorduk. Sonra Kasım ayında doğum günümden birkaç gün önce internette bir iletişim platformu farkettim. Üye oldum. Üye olmamla birlikte öylesine güzel bir dostluk başladı ki kendimi artık gurbette hissetmiyordum. Bütün yalnızlığım geçmişti. Artık her sorunumu paylaştığım bir arkadaş grubum vardı. 18. haftamda kızım kendini bize göstermişti. Hep hayırlısını isterken kızımız olsa iyi olur diyorduk. Belki içimize doğduğu için. Onu içimde hissettiğim ilk gece müthiş birşeydi. İçimde bir yerlerde kıpır kıpır hareket eden birşey vardı. Ne kadar nefis bir duyguydu bu. Hele hamileliğimin son zamanlarında bu müthiş duygunun daha da hissedilir olduğunu gördüğüm zaman Allah’ın biz kadınlara bahşettiği bu güzel hazzın ne büyük bir mucize olduğunu düşünmemek elde değildi. İsim konusu tam bir fiyaskoydu, henüz cinsiyeti belli değilken eşimle benim baş harflerimizden oluşan isimler türetmeye çalışıyorduk yani ya RA ya AR olacak ismin basında sonunda ortasında fark etmeyecekti. Erkek olursa tamam dedik ARDA olsun. Ama kıza bir türlü karar veremiyorduk. Herşeyi denedik ama olmuyordu işte. Sonra DOĞA ismi belirmeye başlamıştı. Çünkü Ar ve Ra harfinden oluşan çok güzel bir isim bulamamıştık. Hem tabiatı simgeliyordu, hem de kulağa çok yumuşak geliyordu.

Hamileliğim eşimin de desteğiyle öyle güzel geçiyordu ki. İlk günden itibaren bana her gece hazırladığı taze meyve kokteylini ileride kızımın da bilmesi için can atıyordu. Devamlı karnımla konuşuyor, onu hayatta hiç yalnız bırakmayacağını, daima yanında olacağını ve onu çok ama çok sevdiğini söylüyordu. Akşamları televizyon koltuğumu hazırlıyor, bazen meyve tabağını, bazen ballı sütümü getiriyor, bana kraliçe hayatı yaşatıyordu. Aslında eşim evlendiğimizden beri bana kraliçe hayatı yaşatıyor! Ne şanslı bir insanım ben diyordum, kızım da böyle bir babası olduğu için çok þanslý. İleride anlayacak tabi ki. Bize hep ‘prenseslerim benim’ diyerek seslenir olmuştu. İşte böylesine güzel geçen bir hamileliğimle 30.haftama vardığımda artık Türkiye yolculuğumuz başlamıştı.

Doğumumu Türkiye’de yapma kararı almıştık. Mart ayının sonlarına doğru normal doğumdan korktuğum için sezaryen olmak istiyordum. Ocak ayının sonuna doğru Türkiye’ye gelmiştik. Eşim artık doğuma kadar belli aralıklarla Türkmenistan -Türkiye arası yolculuklar yaparak beni yalnız bırakmamaya çalışıyordu. Ama insanın eşinin yanında olmamasının ne denli zor olduğunu böylelikle daha da iyi anlıyordum. Annem, babam, ablam ve sevdiğim bütün arkadaşlarım sağolsunlar üstüme titriyorlardı. Her geçen gün karnım biraz daha büyüyordu. Hele son zamanlarda öylesine büyümüştü ki ya yoldan çeviriyorlar ya da mağazalarda devamlı erkek bu diyorlardı böyle karın olmaz. Ben de benim erkek gibi kızım olacak diyordum! Ya da arkadaşlarım 4 kilodan aşağı doğurursan seni affetmeyiz deyip espriler yapıyorlardı.

Türkiye’ye gelir gelmez ameliyatı Acıbadem Hastanesi’nde düşündüğüm için hemen doğuma hazırlık kursuna katılmıştım. Çok eğlenceliydi. Eşim de geldiği dönemlerde bir kaç kez katılma fırsatı bulmuştu. Bu arada internetteki arkadaşlarla ya telefonlaşıyor ya da bir yerlerde toplanıyorduk. Ne güzel dostlarım olmuştu. Günlerim çok yoğun geçiyordu, bebeğimin odasının hazırlıkları, kıyafetleri, hiçbir şeyinin eksik olmasını istemiyordum. Çünkü biz bu bebek için geleceğimizi hazırlamamış mıydık? Bu kadar yıl çalışmalarımız hep onun için değil miydi?

Tabi biraz masraflı oluyordu bizim için çünkü herşeyden hemen hemen iki tane almak zorunda kalıyorduk. Mobilyası da dahil! Sonuçta doğumdan iki ay kadar sonra tekrar Türkmenistan’a dönecektik. Doktorla en son 25 Mart’da karar kıldık. Bu tarihi biz istemiştik. Bizim sözümüz 25.05.1995 te olmuştu. Evliliğimiz 25.05.1996’da, Türkmenistan’a geliş tarihimiz 25.11.1998 ve SAT ‘ım da 25.06.2001. Yani hayatımızda öylesine çok 25 ler vardı ki neden kızımızın dünyaya geliş tarihi de 25.03.2002 olmasın dedik. Tabi ben her şeye rağmen hep tetikteydim. Eşim gelmeden kızımız gelmesin diye devamlı onunla konuşuyordum. Aslında onunla her konu hakkında konuşuyordum. Günlük bile tutmaya başlamıştım. Onunla olan birlikteliğimizi kağıtlara döküyordum, ileride okusun, anne ve babasının yaşadıklarını hissettiklerini anlasın istiyordum. Devamlı kendimi geliştirmek için kitaplar, dergiler okuyor, internette geziyor, bilinçli bir anne olmayı hedefliyordum.

Eşim gelmişti. Artık doğuma hazırdık. Hamileliğim süresince 24 kilo almıştım. Zayıf olduğum için bu kadar hızlı kilo almam çok da kötü değildi. Ama yine de vücudumda çatlakların oluşmasını önleyemedim. Badem yağları, kremler bana mısın dememişti. Çatır çatır çatlamıştım. Ayrıca doğuma bir hafta kala çok feci şekilde PUPP hastalığına yakalanmıştım. Her tarafım kıpkırmızı devamlı kaşınıyor, alev alev yanıyordu. Alev alev yandığı için pencereleri açıyor o soğuk havayı teneffüs ediyordum ve bunun sonunda da grip olmuştum. Pazartesi ameliyata girecektim. Pazar günü sinirlerim bozulmuştu. Bu halimle nasıl ameliyat olacağım diyordum. Ameliyat sabahına kadar gözüme uyku girmedi. Bebeğimle içimdeki birlikteliğimin son gecesiydi. Artık karnımdan çıkıp kucağıma vereceklerdi.

Sabah 7.30 da hastanedeydik. Odama yerleşmek evrakları doldurmak derken , 9:00 ameliyatına hazırlanıyordum artık. Sabaha kadar tuvalete taşındığım ve doktorumun da önerisi ile hiç bir şey yemediğim için lavman yapmaya gerek kalmadı. Doktorum sondayı istemiyordu, onu da takmadılar. Bunlar en güzel haberlerdi benim için. Eşim, annem, babam, ablam ve Türkmenistan’daki en iyi dostlarımız Fethiye ve Ezel yanımdaydılar. Gerçi gelmek isteyen çok kişi vardı ama ben beni o halde görmelerini istemiyordum, akşama gelin diyordum herkese. O meşhur ameliyathane kıyafetlerimi giydim. Hepimizin yüzünde endişe korku heyecan sevinç hepsi birbirine karışmıştı. Herkes ağlayacak ki buna ben de dahilim, ama güçlü olmaya çalışıyordum. Ve o güçle sedyeye yatırıldım. Birbirimize el salladık eşimle, son kez birbirimizin gözlerinin içine baktık. Artık ikili yaşantımızın sonuna gelmiş, üçlü hayatımıza merhaba demek için bir süreliğine ayrılıyorduk birbirimizden.

Ameliyathane çok kalabalıktı. Odalara koşuşturan doktorlar, hemşireler, asistanlar. Beni bir odaya soktular, kalbinizdi değil mi ameliyat olacak diyorlardı, nasıl yani diyordum, bu koca göbeğimle mi! Hemen gözlerim doktorumu aradı. Orada ellerini yıkıyor, bir taraftan gülüyordu. Nerden bilebilirdim ki benimle eğlendiklerini. Hemen beni diğer odaya aldılar. Ve hızlı bir trafik halinde çevremde koşuşturan, benimle şakalaşan o güzel insanlar vardı artık. En son narkozu verenin kızınızın ismi ne olacaktı Ayşen hanım dediğini ve benim de DOĞA dediğimi hatırlıyorum. Sonra bir karaltı. Sonra Ayşen hanım uyanın artık bir kızınız oldu diye işittiğim sesler. Sadece bebeğim iyi mi diye sorduğumu, onlarınsa evet gayet iyi dediklerini hatırlıyorum.

Tekrar uyandığımda odama dönmek üzereydim. Hayal meyal herkesi gördüm. Odama getirdiler. Sonra eşim geldi. Ağlamaklı gözlerle ‘çok güzel bir kızımız oldu canım’ dedi. İyi mi dedim. Çok sağlıklı, 3.920 gr ve 52 cm boyunda dedi. 9:00 da ben ameliyattaydım 9:15 de bebeğimi almışlardı. Hatta eşimi çağırdıklarında bu kadar hızlı olunca bana birşey mi oldu diye panik yapmış, bebeğimizin bu kadar kısa sürede çıkacağını tahmin edememiş. Sonra babam eğildi öptü, annem ve ablam hala ağlıyorlardı. Diğer arkadaşlarım da bebek hakkında bilgi veriyorlardı. Gayet iyiydim ama ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Sanki herkese güç vermem gerektiğini hissediyordum.

Ama o müthiş an. O ayaklarımın titrediği ve kendimi artık tutamadığım müthiş an. Bebeğimin ağlayan sesini duyduğumda emmek için bana doğru geldiğini gördüğümde artık “aşkım benim” “canım benim” diye ağlıyordum, hem de hüngür hüngür, bir taraftan ona sarılmaya çalışıyor bir taraftan onu öpüyor ama kendime hakim olamıyordum! İçimden diyordum ki, ‘başardık meleğim, başardık bir tanem, artık kollarımdasın. İçimde 9 aylık bir serüvenin ardından buradasın. Kokun ne güzel bir koku, o ne güzel bir surat, sanki bir rüyadaydım ve birisi dokunuverecek, herşey bitecek gibi hissediyordum.

Hemen yapıştı mememe o güzel varlık. Hiç yabancılık çekmeden hem de. Sanki hep bunu yapıyorduk birlikte. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyorduk ve birbirimize hasret olmanın verdiği hazzı yaşıyorduk. Bildiğim tek şey o anı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Nasıl unutabilirim ki, artık ANNEYDİM. Göğüs uçlarımda hiç çatlaklarım olmadı. Belki de vitamin kapsüllerini son iki ay boyunca kullandığım için de olabilir tabi.

Ne ağrılarım vardı, ne de sızılarım. Hiç uyumadım o gün. Odama geldiğim andan itibaren artık herşeyi net hatırlıyordum. Kum torbaları da yoktu. Panikle bir kere bastığım ağrı pompasının aslında hiç işe yaramadığını,ağrı hissetmediğimi anlamam çok da geç olmamýþtý. Akşam doktorumun tavsiyesi ile 4:00 de kayısı kompostosu içtim. Ve saat 5:00 de de ayağa kalktım. Doğum egzersizinde öğrendiğim nefes teknikleri burada epey işime yaramıştı. Ama ayağa kalkarken de gayet iyi hissediyordum, hep ağrıyı ne zaman hissedeceğim deyip duruyordum kendime.

Akşam odam dolup taştı. Herkesle şakalaşıyor, yürüyor, sanki ameliyat olan ben değilmişim gibi eğleniyordum. Bebeğimi hep yanıma verdiler. Hemşirelerin yardımıyla emziriyor, yanımızda mışıl mışıl uyuyordu. Gece 1:00 gibi de gazımı çıkarttıktan sonra her geçen gün biraz daha ayaklanarak ve en başından beri bebeğime eşimle birlikte kendimiz bakarak, tabi annemlerin, ablamların yardımlarını unutamam, çünkü onlar içinde ilk bebek olduğu için çok kıymet veriyorlardı. Eşim hamileliğimde nasıl yanımdaysa bebeğimiz doğduktan sonra,da hep yanımdaydı. Geceleri birlikte kalktık baktık. Gazını çıkarttık, altını değiştirdik. Göğsümüzde uyuttuk. Eşim doğumdan bir hafta sonra Türkmenistan’a tek başına dönerken arkasında bu sefer bıraktığı iki prensesi vardı, ona çok zor gelmişti. Hep bebeğimizi ona internet aracılığı ile kameralarla göstererek özlemini azaltmaya çalıştık. Tekrar almaya geldiğinde bayram havası esiyordu. Sonuçta bugünlere kadar geldik. Eşim bebeğimin doğumunu içeriye kamera vererek çektirmişti. Çocuk doktorumu kendim seçmiştim. Kursta derse katılan Gamze hanım bebek sezaryen olsa da doğar doğmaz anneyi koklatıyorum demişti. Evet öyle de yapmıştı. Kamerada o minişimi alnıma koyup doktorun annen bak dediğini ve minişimin birkaç dakika ağlamadan öyle duruşunu görmek çıkış anlarını doğumunu izlemek beni hüngür hüngür ağlatmıştı.

Kendimi ameliyatta şuursuzca yatarken görmek inanılmaz bir tecrübeydi. Çocuk doktorum ziyaretime geldiğinde kendi doktorumu dışarıdan olmasına rağmen çok övdü. ‘Çok iyi doktorların varmış’ dedi. ‘Bebeğini öylesine güzel aldılar ki, öyle mosmor çıkarmadılar, çok canlı ve diri bir bebeğin oldu’ dedi. Anne karnında ne kadar güzel beslemişsin . Bu güzel sözler benim 9 ay boyunca ne kadar çok emek verdiğimin ve bu emeğimin karşılığını aldığım anlamına geliyordu. Doktorum Nihal Selin Okyaltırık ve Acıbadem hastanesi personeli hepsinden son derece memnun kaldım. Eğer doğum böyle olacaksa ben bir kere daha doğururum dedim herkese!

şimdi kızım 3,5 aylık bir lokum. Doğduğu ilk günden itibaren hastane personeli de dahil olmak üzere onu lokum diye sevdiklerinden kızımın lakabı lokum kaldı. İsmini kulağına ezanla babası söyledi, göbek ismini de içinde RA olduğu için Zehra koyduk. Beni hiç üzmeyen bir lokuma sahibim artık. Onunla yeniden hayatı öğreniyorum, renklerin canlılığını ,kuşların cıvıltısını sanki yeniden keşfediyorum. Allah isteyen herkese böylesine güzel böylesine sağlıklı ve böylesine tatlı bir bebek nasip etsin. İlk anneler günü kutlaması benim için çok özeldi. Ve hayatımda da çok özel bir anı olarak kalacak. Artık tekrar Türkmenistan’dayız. Ve çalışmıyordum. Bu bizim ortak kararımızdı, eğer bebeğimiz olursa ona kendim bakmak istediğimi söylüyordum. Tabi eşim de bu konuda beni destekliyordu. İşlerimi hamileliğimin 7.ayında devretmiştim zaten. Buraya gelirken herkesten ayrılmak çok zor oldu. En çok da kızımın teyzesinden. Onu her sabah seven kulağına kendi bestelediği şarkısını söyleyen teyzesi kızımın artık çok uzaklarda kaldı. İnşallah hep böylesine güzel ayrılıklar olur ama bir an evvel biter de bizle rde vatanımıza döner, sevdiklerimizle bir arada yaşarız. Çok uzun bir hikaye oldu benimki, inşallah sizleri çok sıkmamışımdır. Ama ne yapayım hayatımın en önemli olaylarından birini sizlerle paylaşırken kenarda bir şeyler kalmasını hiç istemedim. Allah bebek isteyen herkese bu güzel duyguyu tattırsın ve doğum hikayesini okuyanlar bilsinler ki bir zamanlar ben de doğum hikayelerini okur ağlar ve acaba benim ki de ne zaman olacak derdim. İşte O zamandayım!!!