Merhaba, Ben Eskişehir’den Sibel AK. 28 yaşındayım. Eşim Hakan''la 20 aylık bir arkadaşlıktan sonra 16 Ağustos 1999''da çok güzel bir düğünle evlendik. Ben 1 yıl bekledikten sonra bir bebeğimizin olmasını istiyordum. Çünkü çocukları çok seviyordum. Ama Hakan henüz erken olduğunu düşünüyordu. Çünkü doktora yapıyordu, 30 yaşındaydı ve askerliğini yapmamıştı. Allah''tan bedelli askerlik çıktı ve 13 Temmuz 2000''de Karabük''e gitti. Ve 28 gün sonra geldi. Tabii ben başladım “Bebek bebek diye”...
19 Aralık 2000 Salı günü HCG testi yaptırdım. “Sonucu yarın alırsınız” dediler. Ama Değerli arkadaşım Seyhan ÖNDER (Şu an onun da çok tatlı bir bebeği var. Benim bebeğimden 12 gün küçük) öğleden sonra tahlil laboratuarındaki arkadaşını arayarak sonucu öğrendi. 6 haftalık hamileydim. Yani o mutlu haberi bana Seyhan verdi. O anda hissettiklerimi anlatmam mümkün değil. İşyerimdeydim ve sevinç çığlıklarını atıyordum, elim ayağım titriyordu, hala inanamamıştım ve Seyhan’a, doğru mu, pozitif mi diye tekrar tekrar soruyordum. Onun da gözleri parlamıştı. Gülerek birbirimize sarıldık. Hemen alt katta çalışan eşimin odasına merdivenlerden koşarak indim. Kalbim duracak gibiydi nefes nefese gittim, Hakan koşuşturduğumu duymuş sonucu anlamış ama, ben onu kandırıp sonuç negatif dedim. Tabii ki inanmadı bana. Birbirimize sarıldık. İkimizin de gözleri doldu. Gülüyorduk sadece. Sonra karşıma kim çıkarsa “hamileyim hamileyim” deyip duruyordum.
Akşama annemlere ve eşimin ailesine verdik mutlu haberi. Ben, belki yanlıştı ama ilk muayeneden sonra bebeğini düşüren bir arkadaşımı duyunca doktora muayene olmaya gitmekten korktuğum için, bebeğim 3 aylık olunca gittim. Ve Sevgili Doktorum Prof.Dr.Turgay ŞENER (Ona benimle hamileliğim boyunca yakından ilgilendiği için binlerce teşekkürler) beni muayene etmeden ultrason odasına aldı. Canımı ilk gördüğümde çok mutlu olmuştum, minicikti, fındık kadardı. O kadar heyecanlıydım ki ultrasonun bitmesini ve canımdan ayrılmayı hiç istemiyordum. Bir sonraki ultrasona girmek için can atıyordum. Zaman geçmiyordu daha 6 ay vardı. Ve bulantılarım hala devam ediyordu. Migren hastası olduğum için midem bulanıp da çıkarken başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Nihayet 5.ayda bulantılarım azaldı da biraz rahatladım. Ve cinsiyeti bu ayda belli oldu, miniğim iri bir erkek bebekti. Zaten doktorum 3.aydan beri “iri bebek iri bebek” diyordu oğluma. Çünkü 3.aydan itibaren kahvaltıda her gün haşlanmış yumurta yiyordum. Anne adayları buna çok dikkat etsinler. Eşim cinsiyeti fark etmez diyordu ama ben kız istiyordum sanki, erkek olduğunu öğrenince “yaaa demişim” doktoruma. Bebeğim doğunca da erkek olduğuna çok sevindim. “İyi ki erkek oldu” dedim eşime.
5.aydan itibaren zaman çok hızlı geçiyordu. Bebişimin bütün eşyalarını ve mobilyalarını aldık. Hastane bavulumuzu hazırladık. Temmuz ayına gelmiştik. Bu aya kadar ben tam Doktorumun dediği sınırda kilo almıştım. Yani 8.aydaydım ve 8 kilo almıştım. 12 Ağustos’u doğum tarihi olarak belirledi doktorum. Ben de Temmuz’un başında izine ayrıldım. Evde olunca zaman geçmiyordu. Ben de Annemle, Hande Ablamlarla (abimin eşi ve çocukları) gezerek ve yürüyüş yaparak geçiriyordum günlerimi. Ağustos’un başında eşim de izine ayrıldı. Artık dört gözle bekliyorduk. Sanki Doktor 12 Ağustos deyince tam 12 Ağustos’ta doğacak diye düşündüğümüz için. İlk hamilelik olunca geç veya erken doğar gibi şeyleri bilmiyoruz tabii. 12 Ağustos’u geçtik, geldik 16 Ağustos’a. Bugün 2.evlilik yıl dönümümüzdü. O gün doğar belki diyorduk ama o günde doğmadı. Bu arada ben 62 kiloda hamile kalmıştım. Doğuma girdiğimde 82 kiloydum. Yani doktorumun dediği gibi ayda bir kilo kuralı bozulmuştu. 8 ayda 8 kilo alan ben 1,5 ayda 10 kilodan fazla almıştım. Ama hiç tempomu bozmadım. Çok hareketli bir yapım olduğu için hamileyken de her işimi kendim yaptım. Çok uzun yürüyüşler yaptım. Doğumda aldığım 20 kiloyu hemen verdim üstüne de iki kilo verdim. Şu an 60 kiloyum.
Neyse 16-17 derken Doktor 12 Ağustos’tan sonra 10 gün daha bekleyip, sancı gelmezse suni sancı verip, o da olmazsa operasyonla bebeği alırız demişti. “20 Ağustos’ta gelin” dedi gittik. Bende hiçbir kasılma, kramp, ağrı falan yok. Doktor “22’si akşamı gelin yatıralım, 23 Ağustos Perşembe sabah suni sancıyla başlayalım” dedi. Ben akşam gelin kelimesini duyunca acayip korktum. Akşam üzeri yürüyüşe çıktığımızda yolda doktorumu gördüm. “Bana seni buralarda bile kontrol ediyorum hiç korkma” diyordu. Çünkü hep ona doğumdan çok korktuğumu ama sezaryeni de asla istemediğimi söylüyordum. Bana hamileliğimin çok güzel geçtiğini benim ve bebeğin çok normal olduğunu söylüyordu, normal doğum olabilirmiş. Ama bebeğim 8 aylıkken 3 kilo idi karnımda. Doğuncaya kadar daha da iri olursa sezaryenle alırız demişti.
20 Ağustos akşamı bir akrabamıza oturmaya gittik. Oradayken içimde bir sıkıntı vardı. Ev çok sıcaktı balkonda biraz oturdum ama sanki boğuluyormuşum gibiydim. Oradan 12’ye doğru çıktık. Zaten o gece ben de bir tuhaflık vardı arabaya binerken ayağımı burktum ve başımı çarptım, doğum korkusundan mı acaba diye düşündüm. Eve gittik. Sabah 4.20’de belimde çok hafif bir ağrıyla uyandım. Tuvalete gittim turuncu renkli bir miktar kan gördüm. Eşime söyledim. Tekrar yattım ama o hafif ağrı beni yatırmadı, gezinmeye başladım. Doktorum bana yarım saatte bir gelen yarım dakika süren ağrı doğum ağrısıdır genellikle, ama herkeste farklı olabilir demişti. Benim ilk sancım ise 5 dakika ile başladı ve 4 dakikaya düştü. Bu arada saat sabah 7. Bende suyum gelmediği için fazla panik yoktu. Sanki bu sancılar geçecekmiş ve o gün doğmayacakmış gibi düşünüyordum. Annemi aradım o da heyecanlandı, Canım Annem bana “korkma yavrum yanında olacağım” diyordu. 7.10’da Doktorumu aradım. Suyumun gelip gelmediğini sordu. Gelmedi deyince sakin olmamı, hastaneye gitmemi, yarım saat içinde geleceğini söyledi. Hazırlandık. 7.30’da evden çıktık. Arabanın arka koltuğunda annemin kucağına yattım. “Çok korkuyorum anneciğim bana dua et”dedim. “Ediyorum yavrum” dedi.
8’e doğru hastaneye vardık. Annemle, Eşimle ve Abimlerle öpüşüp helalleşirken ağlamaya başladım. Annem de ağlıyordu. Hemen Doğum Bölümüne aldılar beni. Doktorum Turgay Bey oradaydı. “Merak etme, yanında olacağım” dedi. Servis Doktoru Mehmet Bey’ e gelişmeleri bana bildirin dedi ve başka bir doğuma girdi. Mehmet Bey de çok iyi ve güler yüzlü bir doktordu. Tansiyonumu, nabız atışımı ve kalp atışımı dinledi. Her şeyim çok normalmiş. Hatice Hemşirem de çok güler yüzlü ve tatlı bir bayandı. Ameliyat önlüğünü giydirdi bana. “Birazdan seni yatıracağız bebişin kalp atışını dinleyeceksin” dedi. Koridorlarda dolaşmamı söyledi.
Ben Doğum Bölümü’ nün kapısına kadar çıktım. Annemler beni görüp yanıma geldiler yine öpüştük sarıldık falan. Bu 3-4 kez böyle oldu. Bu arada benim sancılarımın şiddeti artıyordu. 9.30 gibi annemlerle son kez vedalaştık. Ve beni yatırdılar. Sabah kahvaltı yapmamıştım. Gıda serumu bağladılar. Turgay Bey geldi. Diğer doğumu yaptırmıştı. Bebeğimin kalp atışlarını dinlediğim NST Cihazına bağladı. Miniğimin kalbi tık tık ettikçe iyice heyecanlanmıştım. Öğleye doğru doğum olur dedi. Saat öğlen 1 olmuştu. Doktorum Indüksiyon’a bağlayın dedi Mehmet Bey’e. “Suni sancı mı” diye sordum “evet” dedi. “İstemiyorum, çok korkuyorum” dedim. Doktorum bebişimin kalp atışlarının hızlandığını, doğum şeklini aldığını, bebişimin hayatını riske atamayacağını, sancımın yeterli şiddette gelmeyip doğumu geciktirdiğini, indüksiyonun benim sancımın şiddetini artırıp doğumu hızlandıracağını, benim doğumumun mecburen bu şekilde olması gerektiğini, söyledi.
Normal sancıdan bin kat fazla acı çekeceğimi söylemedi tabii. Çünkü benim çok korktuğumu çok iyi biliyordu. Ama Canım Yavrumun hayatı daha önemliydi. Çok acı çektim ama ne kadar acı çeksem de Yavrumu Turgay Bey’in kucağında görünce hepsini unuttum.
Saat 15.30’da beni doğum haneye aldılar. Ben hala sezaryen olmayacak değil mi diyorum Doktoruma. O da bebiş geliyor ne sezaryanı diyor. Hatice Hemşiremin elinde yavrumun eşyalarını görünce çok duygulandım. Yavrum geliyordu. Doktorum çok sakin bir şekilde biraz gayret etmemi çok az kaldığını söylerken birden bir sessizlik oldu ve saat 15.45’de benim minik EMİRHAN’IM hiç ağlamadan doktor amcasının kucağına düşüverdi. İnanamamıştım. çok bağırmıştım. Sabahtan beri bağıran ben, anne olmuştum hiç sesim çıkmıyordu. Sadece ağlıyordum. Turgay Bey, nerede o bağıran Sibel deyip gülüyordu bana. EMİRHAN’IMI yıkamak için içeriye götürdüler ilk sesini o zaman duydum. Giydirip yanıma getirdiler mis gibiydi cennet kokulum benim. 4000 gr ve 51 cm. doğduğunu söyledi doktorum. Sana iri bebek demiştim değil mi, Maşallah dedi.
Bence her kadın eğer sağlık durumu müsaitse (ne kadar acı verse de) normal doğumu yaşamalı. CANIM ANNEMİN değerini zaten biliyordum ama bunu yaşayarak bir kez daha öğrendim. Bu yazıları yazarken bile o saatleri tekrar yaşıyorum gözlerim doldu şimdi.
Doğumhaneden çıktığımızda bütün ailem kapıdaydı. Önce bir sarıldım ki Anneme ağladık tabii. Eşim ve abilerim beni ve oğlumu öptüler. Oğlumu yeni doğan servisine aldılar. Ben de 2 saat yoğun bakımda kaldıktan sonra 7’ye doğru özel odamıza çıktım. Oğlumu çok özlemiştim. Getirdiler öptüm, kokladım. Onun yumuşacık tenine dokunmak öyle güzeldi ki bunu sadece anneler bilirler.
Tek korkum gece doğum yapmaktı. Çok şükür olmadı. Doğum sonrası çok rahattım, hemen ayağa kalktım. Hastanede 4 gün kaldıktan sonra çıktık. Evde oğlumla olmak çok güzeldi. İnanamıyordum hala. EMİRHAN’IM, şu anda 20 aylık. Çok hareketli ve akıllı bir çocuk. İşyerindeyken oğlumu çok özlüyorum. O da beni.
Buradan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum Servisi Doktorlarına, Hatice Hemşireme, Aygül Hemşireye Oğlumun Doktoru Ersin Hanım’a teşekkür ederim. Ve Değerli Doktorum Prof.Dr.Turgay ŞENER’e bana doğum öncesi ve sonrası verdiği gayret ve moral için, benimle ve oğlumla yakın ilgisi ve mükemmel hizmeti için binlerce teşekkürler.
............ ekibine böyle bir sayfa hazırladığı için, annelere doğum hikayesini anlatma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkürler. Allah isteyen herkese bu duyguyu ve mutluluğu nasip etsin. Tüm anne adaylarına, bebişlere, annelere sevgiler, sağlıklı, mutlu uzun ömürler.