Her şey Türkiye'deyken eşimle mailleşerek başladı. Gerçi onunla 4 sene önce üniversitedeyken bir beraberliğimiz olmuştu ama farklı şehirlerde bulunmamız ve birtakım sorunlar yüzünden ayrılmıştık. İşte 4 sene sonra yani 2000 yılının nisan ayında tekrar görüşmeye başladık. Neden mi mail, çünkü o bu arada Amerika'ya gitmişti ve 4 senedir oradaydı. 1 ay sonra beni yanına çağırdı. Kolay değildi özel bir şirkette okuduğum mesleği yapıyordum. Finansman bölümünde çalışıyordum. Ailemi, arkadaşlarımı, hepsini bırakıp gelecektim. Aradan 6 ay sonra da ben anca vize alıp buralara geldim. Belki Türkiye’ye geri dönüp düğün yapılır diye bekledik ama fazla uzun sürmedi 2001 Şubat ayının 14’ünde nikah yaptık Türk Konsolosluğu’nda. Aradan bir kaç ay geçmeden de hamile kaldım. Zaten kalmamak için bir nedenim yoktu.
Sadece burada kimsemiz olmadığından maddi ve manevi hazır olmak istiyorduk ama sunu söyleyeyim manevi olarak o küçük varlığı hissetmeden hiçbir zaman hazır olmuyorsunuz ve o varlık inanın rızkıyla birlikte geliyor. Henüz adetim gecikmemişti. 13 Haziran 2001 tarihinde acayip bir sancı oldu. Ben ise regl tarihime 3-4 gün olduğunu bildiğimden fazla önemsemedim. O hafta sonu buradaki yakın arkadaşlarımdan biriyle bir test yaptık. Kendisi de evli olduğundan onunkini kullanacaktım. Boşuna yapmayalım harcamayalım dedim ama o durur mu; kıramadım.
İlk başta 2. çizgi gözükmedi. O da ne, dakikalar geçtikce belirmeye başladı. Halbuki daha adet tarihimi bile geçirmemiştim. Işıkları açarak baktık, iki çizgi var. Dışarı çıktık baktık çizgi var. İnanamadım. Ertesi gün farklı marka alarak gene test yaptık ve gene pozitifti. Bütün çocukları olan annelere gıptayla baktığım gibi artık benimde bir bebişim olacaktı. Hafta başında kliniğe gittim test yaptırmak için. Bekliyordum ki bana evet hamilesin diyecekler ya da hayır değilsin. O da ne oradaki yardımcı doktor 23.02.2003 doğum tarihi ve henüz 4.3 haftalık dedi. O anda elim ayağım dolaştı birbirine. Kız kardeşim zaten yeğen diye başımın etini yiyordu. Anneme söyledim kesinleşsin herkese öyle haber veririm dedi. Daha kesini mi olur bunun. Hamileydim işte. İlk bebişim. En güzeli de sevdiğim bir insandan olması. Onun da bir parçasını taşıyacaktım. İlk aylarda bulantım, aşermem filan hiç olmadı. Sadece yaptığım yemekler bana kokuyordu, yiyemiyordum. Ufak ufak da kasıklarımda ağrılar. O da zaten bebişim rahim içine tutunmaya çalıştığı içinmiş..
Bir de inanılmaz korkular. İlk ultrasona kadar acaba dış gebelik mi korkusu sardı. Ama çok şükür değildi. Hareketlerini hissedene kadar acaba yaşıyor mu endişesi. 4. ayımızda ultrasona girdiğimde bir kızımızın olacağını öğrendik. Benim için zaten cinsiyeti önemli değildi. Korkularımdan dolayı sağlıklı bir bebiş olsun yeter diyordum.
O tarihten sonra alışverişler başladı. Aldım da aldım; aldım da aldım. Dur diyemiyordum kendime. 5. ayımdan sonra hamileliğimin tadına vardım. Artık onunla olmaktan büyük zevk alıyordum. 2-3 dakika oynamasın durup dinliyordum hani acaba bir şey mi var diye. Her ay düzenli olarak doktor kontrolleri, şeker sayımları, kan almalar falan. Son aylarda 3 haftada bir kontroller olmaya başlayınca dedim ‘tamam Müge yaklaşıyor günün’. Normal doğumdan her zaman korkmuşumdur ama burada başka sansım yoktu. Senin seçme şansın yok. Sezaryen son çare. İlk bebeğim olduğundan başıma neler geleceğini bilmiyordum. Ama bana destek olacak birileri lazımdı. Tabi ben bu arada hiç evde durmuyordum. Hamileliğimin basından beri bel ağrıları ile dost olmuştum artık. Çok şükür başka sıkıntım yoktu. Bana yaptıklarını nasıl ödeyeceğimi bilemediğim annem ve babamla her hafta konuşuyorduk ki babam annemle kardeşimi şubat ayında bana yoklamak istediğini söyledi. Tek engel vize almalarıydı. Aralık başında bir deneme; alamadılar. Üzülmedim, en azından üzülmemeye çalıştım. Aynı ayın dokuzunda buradaki arkadaşlarım bana sürpriz babyshower yaptılar. Benim için gerçekten sürpriz olmuştu. Allah onları eksik etmesin, benim için buradaki tek ailem diyebileceğim insanlar. Yavaş yavaş kontrollerim 2 haftada bire düştü ki bu arada bebişim doğum kanalına girmişti bile. Kafa aşağıda kim bilir kaç haftası kaldı içimde...
Tabi ben tam bir gece kuşu. Uyumak hiç istemiyordum. Gece 4-5 ben ayakta. Birde son iki ay mum gibi yatıyordum koltukta. Koltukta çünkü yatak sert olduğundan canımı yakıyordu. Bir enerji bir enerji. Yerimde duramıyordum. Ocak sonunda annemler bir kere daha deneyeceklerdi vize için başvurmayı. O günü hissettirmeden sabırsızlıkla bekliyordum. O gün geldi çattı ve bir telefon bile açmadılar. Dedim herhalde alamadılar vizeyi, beni de üzmemek için aramıyorlar. Hadi ayıp olmasın akşamüstü yani Türkiye saatiyle gece 11 civarında aradım. Hani belki annem almıştır ama kız kardeşime hiç imkan vermiyordum. 20 yaşında bir genç kızdı. Üstelik bu 11 Eylül olayından dolayı da işi daha da sıkılaştırmışlardı. Bir de ne desinler; ikisi de almış vizeyi, o anda heyecandan yerimde duramadım. 2 senedir göremediğim kız kardeşim ve annemi bir hafta sonra hayırlısı ile görecektim. Havaalanında heyecandan doğurur muyum korkusuyla en sonunda onları karşılamaya gittim. Kolay değil tabi yedi saat erkene gelmiş oldular buraya. İnsanın kafası allak bullak oluyor. Onlar buraya geldiğinde Türkiye saatine göre yatmaları gerekiyordu. İlk günden bir şey anlamadım. Günler birbirini kovaladı. Ve gün 14 Şubat Cuma. Yani evlilik yıldönümümüz ve sevgililer günü. Sabah 6 civarında tuvalete kalktım. Zaten çok sık gitmeye başlamıştım. İşte o an nişanım geldi. Hemen annemi uyandırdım. Uyu sen daha hemen olmaz dedi. Ama rahat değildim. Kalbim deli gibi atıyordu. Eşime haber vermedim. Ped kullanıyordum ama iki dakikada bir değiştirmem gerekiyordu. Sanki tuvaletimi yapıyormuş gibiydim. Dedim gidelim hastaneye olmazsa geri döneriz. çünkü suyun patlamadıkça seni kolay kolay hastanede tutmuyorlar. Saat 7 civarı hastanenin acil girişinden içeri girdik ki tabi ben bilmiyordum 4 gün kalacağımı. Kontroller sorular filan derken suyumun patladığını söylediler. Beni bir odaya aldılar. Doğum yapacağım odaya. Sancılarım yoktu. Güle oynaya sohbet ediyordum. Öğlen 2 civarında bana morfin verdiler. Etkisiyle akşam yediye kadar derin olmasa bile uyudum. O arada annem gelmiş yanıma kardeşim gelmiş, arkadaşlarım dışarıda. Hiçbir şeyden habersiz sızıp kaldım. Adet sancısı gibi ağrılarım vardı ama belime masaj yapınca hafifliyordu. Sevgili eşm sonuna kadar yanımda kalacaktı. Yani ben öyle umuyordum. Hemşirelerin ve eşimin kafasının etini yedim epidural diye, vermeyeceklerini düşünüyordum. Nihayet saat 11 civarında bir uzman geldi ve iğneyi vurdu, o andan sonra çok rahatladım. Sabah beşe kadar ara ara doktor kontrolleri derken saat beşte ıkınabilirsin dediler.
Gerçi daha önce hissetmiştim ıkınmaları ama açılmam tam olmadığından kendime zarar veririm diye yaptırmadılar. Buradaki sağlık kanalında belirli saatlerde doğum gösteriyorlar. Onları sık sık izlediğimden dolayı nasıl davranmam gerektiğini Allah'tan biliyordum. 2 saat ıkındıktan sonra artık takatim kalmamıştı. Bu arada eşime başını göstermişler ve benim ilk sorum saçları ne renk oldu. Tam ben yapamayacağım derken eşime, son bir ıkınma sağlam bir ıkınma dedi eşim. Sağlam ıkınmayla birlikte bir acı hissettim. Epiduralin etkisini azaltmışlardı çünkü ıkınmaları hissetmem için yoksa onu da duyamayacaktım. Ikınmayla birlikte eşimle birlikte daha 5. ayımda ismine karar verdiğim Ecem Zeynep, yani bebişim doğmuştu bile. Saat ise 7.16 idi. Yani tam 26 saat sonra. Onunla birlikte içimin boşaldığını hissettim. Evet 9 ay birlikte olduğum, içimde her hareketini hissettiğim kızımı göbeğime attılar. Baktım, ellerini ayaklarını elledim. O da bana boncuk boncuk bakıyordu. Ve çok şükür her şeyi yerli yerindeydi. Onun endişesinden ağlayamadım bile. Pespembe bir bebek. Doktor bile bu kadar pembe bir bebek daha önce görmemiştim dedi. O babasının kucağındayken benimle ilgili son işlemleri yapıyorlardı. Plasenta ile birlikte dikişlerim sadece 10 dakikayı aldı. 4 dikişle kurtarmıştım işi. Göbek bağını babası kesti. Burada adet. Babasına da bağlı olsun diye yaptırıyorlar. Çünkü bebişler annelerinin karnındayken daha, annelerini tanıyorlarmış. Babalar işin biraz dışında kalıyorlar. 3.245 kg. ve 51 cm. di. Günler geçti. Annemler geri döndüler Turkiyeye. Her ne kadar onları yollamak zor olduysa da dayanmam lazımdı. Çünkü artık Ecem’im yanımdaydı. Sevgili babam ise sadece Ecem’ini netten görebiliyor. Umarım yakında hep birlikte oluruz.
Dünya tatlısı cimcimem şu anda 3.5 aylık. Hamileliğimde de olduğu gibi hala çok şükür sorunsuz bir bebek. Hiçbir şekilde gaz problemi yaşamadık. Yalnız başta sütüm doyurmuyor diye ek olarak formül mama verdik ve gitgide sütüm azaldı. Anca 2 ay kadar emzirebildim. Şu anda sadece mamayla besleniyor.
Buraya geldikleri için annemle kardeşime, onları bana gönderdiği için babama, uzakta olsa bile kayınvalideme ve bana burada destek veren tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İsminle yaşa Ecem Zeynep’im. Gülen yüzün hiç eksik olmasın. Tüm anne olacak adaylar umarım benim gibi sorunsuz bir hamilelik ve kolay bir doğum olur sizin için de. Allah isteyen herkesi bebek sahibi yapsın. ............ ekibini de çalışmalarından dolayı kutlarım ve devamını dilerim. Bize bu anı paylaşma sansı verdiği için teşekkürler.