Merhabalar,

Ben henüz 15 günlük bir anneyim, dolayısıyla henüz her şeyin farkında değilim galiba... Bazen içeride melek gibi bir bebeğin uyumakta olduğunu bile unutuyorum dersem inanır mısınız? Ama kendimi TV karşısında elimde kumanda bulunca da feci vicdan azabı çekiyorum.

Neyse, bizim minik oğluma hikayemiz pek dertsiz başlamadı. 2000 yılında eşimle evlendik, doğrusu bir bebek için hiç de acele etmiyorduk. Olsun ya da olmasın diye net ve katı bir tavrımız da yoktu aslında... Fakat zaman geçtikçe, yaş ilerledikçe (şu an 32) benim kanım kaynamaya başladı, artık anne olmak istiyordum galiba... Açıkçası eşim benim gibi değildi, onun bebekten önce gerçekleştirmek istediği planları, hayalleri vardı. Bir deniz kenarına yerleşmeden, istediğimiz hayatı kurmadan, bu büyük şehir, iş, güç, para, v.s. problemlerinin içinde iki arada bir bebek olsun pek istemiyordu. Ama ekim sonu kasım başı gibi benim içimde sanki bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı. Kimseye söylemedim önce, çünkü başta eşim olmak üzere herkes benim aşırı evhamlı olduğumu, yine oturup kendimi dinlemeye başladığımı söyleyecekti. Eczaneden bir test aldım, aman Allah’ım o da ne???? Koşa koşa bir test daha aldım, bu sefer çizgiler biraz silik gibi... Artık tek başıma başedemeyecektim, hemen eşime heyecanım elverdiğince söylemeye çalıştım. Eczaneden 2 test daha alıp ikimiz merakla uyguladık. Bunlar da pozitifti !!!!! Ben heyecandan ter içinde zıplamaya, ağlamaya ve gülmeye başladım. Herkesi aradım söyledim. Ertesi gün koşarak hastaneye gittim ve kesin sonucu öğrendim, evet işte ben de hamileydim sonunda Yaşasın, yaşasın.....

Oldukça sorunsuz 4-5 ayın ardından, bir gün çok şiddetli sancıyla başladı. Doktorum bebeğin dikey olması gerekirken yatay durduğunu, bunun da kasıklara basınç yaptığını, yatak istirahatı ile geçeceğini söyledi, tam 2 ay yattım. Bu arada rutin kontrollerde gebelik şekerimin olduğu ortaya çıktı, diyet başladı, hala Nutella’dan uzak yaşıyorum. Doğum yaklaştıkça evde bizimle birlikte yaşayan 3 kedimizden ayrılmak durumuna olduğumuza iyice kanaat getirdik, çünkü ben canavarlarla normalde bile başedemiyordum, bir de bebek gelince ne olur diye kedileri eşimin ağabeyine bırakıp biz daha uygun bir eve taşındık. 7.ayda doktorum bebeği iyi besleyemediğimi, gelişiminin yavaşladığını, gene yatmam gerektiğini belirtti, bu kez doğuma kadar sürekli yattım. İşte bu günler gerçekten çekilmezdi, sıkıntıdan, kuruntudan ölmek üzereydim. Sürekli yatmak zorundaydım, günler geçmiyordu. Annem İstanbul’dan kalktı geldi, iyice çekilmez olan, zırt pırt ağlayan, herkesi (başta da biricik sevgilim, canım eşimi) azarlayan, paranoyası tavana vuran benimle başa çıkmak için....

Neyse, derken günler geçti, bende bir garip sancılar başladı, hemen saatler ayarlanır, dakikalar sayılır oldu. Doktor kontrolleri, NST’ler haftada birdi artık... Gerçi daha zaman dolmamıştı ama belli olmazdı tabii... 7 Temmuz kontrolünde doktorum bebeğin artık çok hızlı kilo almaya başladığını, ama henüz aşağı yerleşmediğini, böyle giderse ne kadar bekleyeceğimizi bilmediğini ve başından beri istediğimiz normal doğumu belki de yapamayacağımı söyledi. Bana ‘9 Temmuz’da tekrar kontrol edelim, olmazsa sezaryen ile alırız’ dedi. Biz eşimle 9 Temmuz akşamı saat 19:30’da yine kontrole gittik, NST falan filandan sonra sevgili doktorum ‘Bence sabaha kadar boşuna beklemeyelim, hem gece de geçmek bilmez şimdi, hadi hemen gidip alalım bebeği’ dedi. Ben ama nasıl olur, şimdi mi yani? falan filan diye şaşkınlık içinde kalakaldım. Eşimle birlikte koşar adım eve geldik (Bu arada saat 21.00’i geçti), annem, babam ve halamı da alıp hep birlikte hastaneye yollandık. Ben neye uğradığımı bilemiyordum, sanki sinemaya yetişmeye çalışıyor gibiydik. Nasıl olurdu, daha hangi hastanede olacağı bile belli değildi ki... Sevgili doktorum her şeyi ayarlamıştı, hastaneyi aramıştı, o sırada kız arkadaşıyla yemekte olan asistanını çağırmıştı, yakın arkadaşımız olan 2 anestezi uzmanı da yola çıkmıştı bile... Ben apar topar geldiğimiz hastanede biraz nefes aldığım kayıt bürosunda korkuya kapılıp eşimin göğsünde bir iki hıçkırarak ağladığımı anımsıyorum, Allah’ım acayip korkuyordum ben aslında, ama burada neler oluyordu, bu ne süratti böyle, ben niye hiçbir şey algılayamıyordum? Yine çok hızlı bir biçimde beni odama çıkarttılar, üstüme torbaya benzettiğim o mavi ameliyat elbiselerinden giydirdiler, annem o halimle bir fotoğrafımı çekmiş, gerçekten boş boş bakıyormuşum, şoktaymışım. Sadece durmadan eşime sakın beni bırakma dediğimi hatırlıyorum o anlara dair... Beni bir sedyeye yatırdılar. Anestezi uzmanı arkadaşımızı görünce hem biraz rahatlar gibi oldum, hem de korkum arttı. İşte bir şeyler oluyordu, eşim nereye kaybolmuştu? Birden beni alıp bir yerlere götürmeye başladılar. Ben her panik anımda olduğu gibi hiç durmadan konuşuyor, deli gibi sorular soruyor, gülüyordum. Ameliyathanede beni masaya aktarmaya çalışan asistanlara ‘Çok ağırım, beni taşıyamazsınız ki, hihohaaa’ dediğimi hatırlıyorum. Sonra yeşil kostümüyle, yamuk duran gözlüyle, çok sevimli görünen eşim geldi, canım benim kan, doku, kesik, v.s. görmeye hiç dayanamazdı oysa ki... Beni kırmamıştı işte, hiç elimi bırakmadı, bayılmamak için ter içinde kalmasına rağmen... Ben bütün doktorlar arkadaşlarımız olduğundan bir parça daha rahatlamıştım sanki, bile bile bana zarar vermezlerdi herhalde.. Canım acıyor dediğimde ise inanırlardı bana... Zaten epidural olacaktı, ben söyleyince duracaklardı, söz vermişlerdi (kesildikten sonra ne anlamı olacaksa) İki anestezi uzmanı güç bela belimden iğneyi yaptılar nihayet... Bacaklarımda bir soğukluk başladı, sağıma soluma birtakım iğneler batırdılar, iğneyi hissediyordum ama acı yoktu. Ben bir yandan daha uyuşmadı, iğne batırın diye konuşup dururken eşim kestiler bile dedi, inanamadım iki doktor iki yandan asılıp karnımı açana dek... Hiçbir şey anlamıyordum, o perdenin arkasında ne yapıyorlardı. Eşim, iki anestezist ve ben yukarıda koyu bir sohbetteydik o sırada, evlilik hikayemizi anlatıyordum ben, bir de en az 15 defa bebeğe yeni doğan tarama testi yaptırmayı unutmayalım demişim. O sırada gurk gurk diye birtakım sesler duydum, tam ameliyathanede fare var diyecekken doktorumun elinde bebeğimi gördüm, kıpkırmızı bir şeydi, kocaman ayakları vardı, hiç ağlamıyordu! Sesim kesildi, eşimin dolu gözlerini gördüm sadece, elimi sıkıyordu. Sonra her şey bir anda hızlandı, eşimi dışarı çıkardılar, anestezistler de çıktı. Beni hızla diktiler, yine bir sedyeye bindirdiler. Asansörden indiğimde odamın kapısında doktorum beni karşıladı, nasıl da bilmişim ama kilosunu, tam tamına 3600 gr. dedi. Odamda önce eşimi gördüm, gülüyordu, demek ki her şey yolundaydı. Oda doluydu, annem, babam, eşimin annesi, ağabeyi, halam, doktorlarım.... Beni yatağa geçirdiler, az sonra bebeğimi getirdiler. Aman tanrım, çok güzeldi, uyuyordu. Ama ben bir tuhaftım, kendimi toplayamıyordum, gülümsemeye çalışıyordum, hiçbir şeyi tam algılayamıyordum. Biraz uyumalısın diyordu birileri, ama sabaha kadar hiç uyuyamadım, hemşireler sürekli gelip tansiyon, nabız, v.s. kontrol ediyorlardı. Herkes gittikten, odamda annem, ben ve bebeğim kaldıktan sonra güneşin doğuşunu izledim ben de penceremden, ve hayatımda yeni bir çağın başlangıcını, oğlumuz ERA’nın gelişini kutladım sessizce kendi kendime...

Sevgiyle










Geri dönmek için lütfen tıklayınız