2000 yılının mayıs ayında tam 3 değişik hastanede kan testi yaptırarak hamile olduğuma inanmaya çalışıyordum. Bu bir mucizeydi, uzun zamandır istediğimiz şey bir bebek sahibi olmaktı ve bu gerçekleşiyordu.Doktorumun muayenehanesinde ültrason da bebeğimi görene kadar inanamadım. Küçücük bir fasulye tanesi oradan oraya hopluyor, zıplıyor sanki sevinçten taklalar atıyordu. İnanılacak gibi değildi. Ama bu gerçekti. Hamileliğim çok rahat geçti, fazla kilo almadım hatta il beş ay çalıştığım şirkette kimse benim hamile olduğumu bilmiyordu.
Hamileliğimin sekizinci ayında bebeğin başının aşağıya çok yakın olduğu ve yoğun bir baskı yaptığı tespit edildi. İşten erken izne çıkmam ve dinlenmem gerekiyordu. Normal şartlarda bebeğimin dünyaya merhaba deme tarihi 2 ila 5 ocak 2001 arasındaydı. 22 Aralık 2000 tarihinde doktoruma kontrole gittim. Dr. Bey "yarın sabah hastanede buluşalım ve bebeği alalım artık, o dünyaya gelme konusunda çok istekli" dedi. Ben şok olmuştum ne yapacağımı bilemedim. O dakikadan itibaren konuşulanları hatırlamıyorum. Eşim Levent ben den daha panik bir haldeydi. Sabah hastaneye gittik. Tüm aile fertleri de oradaydı.Hatta Ankara dan Ablam ve Eşimin ablası da geldi.
Heyecanlı bekleyiş başladı. Ameliyathaneye girdim yanımda bebek hemşiresi bana gülümsüyor. "Merak etmeyin ben bebeği teslim alacağım, yukarıda görüşmek üzere"dedi. Şaşırmıştım Anestezi Uzmanı elimin üzerine takılan iğnelere kocaman bir şırınga taktı, içinde bulanık beyaz bir sıvı vardı, elim uyuşmaya, yanmaya başladı, tepki verdim, kolum yanıyor dedim. Birazdan geçer dediler ... gözlerimi açtığımda yanıma bir hemşire geldi beni hemen odama çıkardılar. Oğlum Doğan Can ben ameliyathaneye girdikten yaklaşık 20 dakika sonra çıkmış ve bizim tüm aileyle beraber yukarı bebek odasına yıkanmaya gitmiş. Camın öbür tarafından tüm olan bitenleri eşim ve ailelerimiz beraber seyretmişler. Neyse ki eşim kameraya almış, ben de onu sonradan da olsa görebildim. Küçücük kırmızı suratlı kara kafalı bir bebek durmadan ağlıyor.
Hemşire onu yıkıyor, aşılarını yapıyor, ayak izini çıkartıyor ama bizim oğlumuz sürekli ağlıyor. Çok ilginç bir duyguydu. Oğlumu bana getirdiler ben daha onun suratına dikkatlice bakamadan o benim mememe sarıldı ve emmeye başladı. Onu incelemeye başladım. Saçları vardı, aman tanrım alnında ve kulaklarında da kıllar vardı suratı kırmızıydı ve tüylüydü. Bu benim çocuğum olamaz dedim içimden. Ama sanırım surat ifademle de bunu belirtmişim ve Eşim benim fotoğrafımı çekmiş.Herkesin içinde bir şey söyleyemedim. Ertesi günü sabah oğlumu hemşire tekrar getirdi benim ilk tepkim anneme oldu, bir dakika dedim. Onu "benim kucağıma vermeden önce bir bak bakalım bileklikte benim adım yazıyor mu?" annem şok olmuş, bana bakıyor "tabiki bu senin çocuğun ameliyathaneden de bu çocuk çıktı ben gördüm" kadıncağız ne diyeceğini şaşırdı.banda baktık evet benim adım yazıyordu. Sanırım kabullenmek zorundayım bu benim çocuğum. Nasıl bir duyguydu bu bilemiyorum.Hastanenin bebek odasında uygulamalı olarak bebek bakımı yıkama, alt değiştirme vb. şeyler anlatılıyordu, dört yeni doğum yapmış anne bir araya geldik dinliyoruz. Bebeklerin hepsi uyuyor, bir tek bizimki ağlıyor tabi ki o konu mankeni oldu. Hemşire soydu, yıkadı, alt değiştirdi, göbeğe pansuman yaptı tekrar giydirdi. Tüm bu işlemler olurken bizimkisi sürekli ağlıyor. Bendeki ifade donuk, sanki o ağlayan benim çocuğum değil, sanki ben daha sonra bu bilgileri hiç kullanmayacakmışım gibi ifadesiz bir biçimde hemşireyi seyrettim ve odama döndüm. Hastaneden çıkacağımız gün ben panik haldeydim o bebek ve ben baş başa kalacaktık ve herşeyiyle ben ilgilenecektim, ama nasıl? Bende bilmiyordum.
Eve döndüğümüz andan itibaren garip bir kısır döngü içine girdik. Alt değişiyor, göbeğe ve pipiye pansuman yapılıyor (sünnet olmuştu), emziriliyor, gaz çıkartılıyor, uyuyor ama çok az bir zaman sonunda uyanıyor ve herşey yeniden başlıyordu. Bu döngü ve sürekli ağlama sesi sanırım iyi bir anne olma hayallerimi yıkmıştı. Nasıl bir duyguydu bu bilemiyorum ama 1,5 ayın sonunda ben oğlumu emzirirken memeyi bırakıp bana gülümsemesi, eliyle benim göğsümü tutması. İşte o an benim için bir ömre bedeldi. İşte dedim"ben anneyim ve oğlum artık benim, onun annesi olduğumu biliyor ve bunu bana da hissettirdi." O andan itibaren artık o benim "küçük devim" di.
Anne olmanın mutluluğunu bana yaşattığı için Tanrıya şükrettim