Annem iki sancı arasında uyursun demişti. Anlamamıştım. Uzunca süren bir gaz sancısından sonra bir rüya gördüm. Nişantaşında, doğum yapacağım hastaneye hayli uzak ve karışık bir yerde, Mutlu ile geziniyorduk. Ona eskiyen hamilelik kıyafetlerimden bahsediyordum. Aslında sözünü ettiğim eskiyen hamileliğimdi. Hem biraz daha birlikte vakit geçirmek istiyor, hem de acaba ayrılsak daha iyi mi olur diye tereddüt ediyorduk.

Niko Nedim’in doğumunda, hissettiğim sancılar için ‘değişik’ dediğimi söylemişti. Ben salonda uyumuştum, o ise odada. Her geceyi burnumdan getiren ağırlık bu sabah sanki kurtarıcı gibi. Yanına gittim. Ona sarılıp, uzandım. ’Bi tanem’ dedi. Hep böyle der, tanıştığımızdan beri. Biraz bekleyip ‘Niko biraz değişik bir sancı var’ dedim. Öyle sıkı ve zarar vermeden sarılıyor ki bana. Sanki ağrımı dindirmek için. Her yerimde, parmaklarımda bile şefkat hissi uyandırıyor.

Ağrı genel. Hep var. Az var. Bazen artıyor. Her seferinde biraz daha artıyor. Arttığı süre kadar bir sürede, aynı eksilen eziyetle azalıyor. Korktuğumun aksine zevkli. İnsana – düzeltiyorum kadına- ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor. Biraz zorlanarak güzel olduğu bile söylenebilir.

Ameliyat yok. Her sancı beni ona yaklaştırıyor. Nedim den güzel ne var bu hayatta?

Dikine ve derinden. Tuvalete gidecek gibiyim, ama sanki benden ayrılmak isteyen daha da doğal birşey var. İlk regl olduğumda ne olup bittiğini anlamadığım gibi bir his. Sevinsem mi, üzülsem mi, korksam mı bilemiyorum. Ortada, dikine ve gittikçe yanlara genişleyen güzel ama korkunç bir ağrı.

Korku insanı kaçkaya yöneltir. Hiç ses çıkarmıyorum. Annem duymasın diye. Ne kadar az insan bilirse, o kadar doğurmam belki de. Günlerdir beni uçuklatan, yalancı sancıları umursamazlıktan getirten, Nedim i kıskançlıktan koruyan, onun tekliğini, dünyadaki bir taneliğini bozacak doğum korkusu çok yakın.

Çok artıyor. Arttıkça tatmin eden güzel bir ağrı.

Neyden kaçmışım bunca gündür? Nedim in kraliyetinin yıkılmasından mı? Kendime güvensizliğimden mi? İki çocuğa yetememe korkusundan, Nedim e karşı duyduğum suçluluktan mı? Beni bekleyen uçak yolculuğundan mı? Bana yetmeyen kadınlığım mı? Doğum yoksa zayıflık mı? Neden utanç ki doğum? Aslında doğum üretkenlik değil mi? Erkeklerden daha şanslı değil miyiz?

‘Sancılar başlayınca güzelleştin’ dedi Nikola. Hep beni koklayıp, ‘çok güzel kokuyorsun’ diyor. Bebeğin kokusu, bebeğin istediği koku üstüme yapışmaya başladı işte. Doğum bu. Kalk ve hazırlan.

Çocuk gibi yatakta gerinerek ‘Dört kişi olacağız, ne güzel’ diyor – mutluluk dolu. Durup dururken sevinecek birşey buldu gene.

Doğum anı
Her sancı başlarken mutluluk veriyor. Bitişi sanki hayatın sonu gibi. Başarılacak hiçbirşey kalmamış gibi. Her bitiş bir başarı, bir gurur. Her sancı sonsuzluk gibi. Sadece gibi. Bitiş, her zaman var. Kimbilir neyin başlangıcı.

Oldu!
Çok yorgunum. Parmaklarım bile. Her yerim. Bir savaşı yenmiş gibi hissediyorum. Bu rehavet hakkedilmiş birşeydir. Uyku öyle derin geliyor ki, haklı olduğu apaçık ortada.

Bebek yepyeni. Eskisi kadar kıymetli. Eskisine şefkat en kuvvetlisi.

Doğum anını sonradan düşünüyorum.
Ağrı sonsuzdu. İnsanı isyan ettirecek, pişman olduracak kadar sonsuz. Korkunç, çünkü kaçmak imkansız. Dönüm noktası gibi. Geriye dönüşsüz, istemsizce ileriye dönük. ‘Bir daha asla’ dedirtecek cinsten – tabii eğer sonundaki başarı hissi olmasa...

Bebek yumuşacık, ıslak, kaygan, sıcacık. Tenimdeyken sakin. Bu, her bebeğin hakkı. Çıkartmak ne kadar yorucu ve travmatik ise, çıkmak ta bir o kadar olmalı. Hiç bir bebek, hiç bir insan annesinin karanlık, sıcak, kapalı, uğultulu karnından çıkıp, bir çarşafın üstünde silinmeyi hakkedecek kadar kötü değil. Onun yeri anasının en yakını. Tam dibi, çıktığı yerin tam üstü. O yüzden sakin, güven içinde ve huzurlu. Tıpkı doğumun hemen sonrasında anasının hissettiği gibi.

Bir saat sonrası
Annelik sonsuz kere eziyet çekmektir onun için. Doğum biter, sancısı sürer. Yaşanılası bir olaydır. Kadına dayanıklı olmayı öğretir, daha zor günlerle başaçıkmasını öğretebilmek için adeta, ileriye hazırlar. Olsun, benim artık iki Nedim im var.