Evleneli yaklaşık 3 yıl oluyordu, çocuk sahibi olmaya karar verdik. Nisan ayında doktora gidip hamile kalmak istediğimi söyleyerek muayane oldum. Mayıs ayı hemencecik geldi. Ben bir heves ile test yaptım acilen. Sonuç negatif çıktı. Sanki çok anormalmiş gibi inanamadım. İki gün sonra tekrar test yaptım, yine negatif. Arkadaşlarım moralimi bozmamak gerektiği ve sabır göstermem konusunda iknaya giriştiler. Ama ben nedense inanamıyordum. Aynı hafta Cuma geldi çattı, tam olarak 16 Mayıs 2003, 16’sı uğurlu günüm diyerek test yaptim tekrar. Pozitif! Biliyordum, bekliyordum, içime doğmuştu, yaşasin. Hastaneye gidip bir de kan testi yaptırdım. Şaşkinlik, çocukluğum bitiyor mu yoksa diye bir ürkeklik, herkese sürpriz yapma telasi ve ben hamileyim!
Mutluluk paylaşımlarından sonra doktorum 2 hafta sonra beklediğini söyledi ve heyecanli 2 hafta geldi çatti. Benim için unutulmaz tarihi bir gün oldu o gün. Ultrasonda binicik noktayi görme heyecani. Ve doktorum dedi “Bak işte burada. Görüyor musun??” Ayy o ufacik şeye de bakin! Harika! Sonra doktorum? “bak?” dedi.? “Bak burada bir tane daha var?”. O anda kalbim duracak zannettim. Monitöre kitlendim, soluk alamadim. Sadece? ”Nasıl yani??” diye ürkek bir ses çıktı. Buna en zor eşim inandı. Eve gelene kadar zor ikna ettim bunun bir şaka olmadığına. İkiz anne ve babası olacağımıza inandıktan sonra, bunun tatlı sevincini yaşamaya ve kalan günlerimizi saymaya başladık.
Hamileliğim çok kolay geçti. İlk üç ay ikizlerden birini kaybetme paranoyası geldi ufaktan. Zira insanlar 3 aya kadar belli olmadığını, her an bir bebeğin yok olabileceğini söyleyip duruyorlardı. Doktorum bütün bunların cahilce ve komik olduğunu söylese bile ben yine de tedirgin oluyordum. Hamileliğe dair bir sıkıntım olmamasına rağmen, hafif bulantıya benzer küçük yanmalar oldu ilk aylar ve bu benim tost gibi şeyler yiyip ilk 3 ayda 8-9 kilo almama sebep oldu.
Yaklaşık 3,5 aylık hamileyken kuzenim çok üzücü bir trafik kazası geçirdi. Kendi yaralanmıştı, yengem ameliyata alınmış ve bacakları hissisleşmiş ve en kötüsü biricik Beyza’mızı henüz 4 yaşında kaybetmiştik. Ona kadar pek çocuk sevmeyen ben, sevmeyi başardığım, bana göre mükemmel ve en güzel bebeği kaybettik. Hamileliğimide unuttum ve tarifi olmayan bir üzüntü yaşadım. Canım o kadar çok yandı ki! Şimdi anne olduktan sonra daha farklı yanıyor. Ilk defa ciddi olarak bebeklerimi kaybetme duygusu yaşadım üzüntüden. Bir hafta sonra doktorda aldım soluğu. Doktorum üzülmememi, henüz onların bunu hissetmeyeceğini söyledi ve beni rahatlattı.
Günler devam etti. Ben kilo almaya devam ettim. (Dogumdan 10 gün önce doktorumda tartıldığımda 30 kilo almıştım) Doktorum kilo meselesine çok kızıyordu devamlı. İşime gidip gelmeye devam ettim. Şeker bayramı ile birlikte 32 haftalıkken işime ara verdim. Bu arada sürekli bebeklerimle konuştum, gece uyurken hafif bir müzik koyup uykuya dalıyordum. Artık yatakta dönmem ve yerimden kalkmam zorlaşmaya başlamıştı. Doğuma muhtemelen 7-8 hafta kalmıştı. Nasıl dayanacaktım acaba?
8 Aralık sabahı kedimiz Zeytin hastalandı. Sabah alıp onu veterinere götürdüm ve acile kaldırdılar. (Olay şu anda komik geliyor bana haliyle) Onu diğer kedilerle bırakmak beni bayağı üzmüştü ve ben ağlaya ağlaya yağmurda taksi aradım. Akşam bebeklerimin erken gelme ihtimaline karşı hastane çantamı hazırladım. Tuhaf bir hassaslıkla ağlayarak yattım. Yatar yatmaz tuvalete gitmek istedim ve kalktım. Tekrar yattığımda suyumun geldiğini anladım ve eşime haber verdim. Hemen doktorumu aradım. Buyuk bir sakinlikle eşyalarımızı aldık ve hastaneye gittik.
Metropolitan’da kapıda karşılandım. Ve kısa sürede ameliyata alındım. 33,5 haftalık hamileydim. Ameliyathanede en son saate baktığımda saat gece yarısı 01.00 idi, 9 Aralık olmuştu. Gözlerimi açtığımda ilk şiddetli bir karın ağrısı hissettim. İlk sorum ise, “biri kız değil mi?” olmuş. Kızım Aslı saat 01.15’de 1,980 gr ve 44 cm , Oğlum Ege ise saat 01.16?da 2.140 gr, ve 45 cm olarak dünyaya geldiler. 3 aydır boş duran yoğun bakım ünitesi daha biz hastaneye gelmeden açılmıştı.
Bebeklerimi kucağıma alamadan Ege’m yoğun bakım ünitesine, Aslı’m da küveze alınmıştı. Onları görme telaşı ile sabahin ilk saatlerinde karnımı tuta tuta fırladım yataktan. Hiç bu kadar çabuk yürüyen görmemişler. Annelik başladı tabii. İyice steril olduktan sonra girdik içeriye. İlk Asli çıktı karşıma. Ince, narin, bembeyaz, elleri incecik uzun, ilk görenlerin dedikleri gibi aynı benimkiler, ama yüzü aynı babası. Hemen Ege’ye yöneldim.Üstünde fazlaca kablolar, kafasında seffaf bir kask, kapkara, bal dudaklı küçücük bana benzeyen bir bebek. Ikiside çok küçük, hiç bu kadar küçük bebek görmemiştim. Ne hissedeceğimi bile bilemedim, insanın bir şey aklı almıyor onları görünce. Onlara onları çok ama çok sevdiğimi ve ömrümce seveceğimi söyledim. Harikaydılar, bizimdiler. Eşim Cemal ile bir hafta hastanede kaldık. Ememedikleri için pompa yardımı ile sütü alıyorduk, hemşireler veriyorlardı. Orada özellikle bebek hemşireliğinin ne kadar sevgi isteyen ve zor bir iş olduğunun ilk kez farkına vardım. Bebeklerimi bir hafta sonra 2 kiloya yaklaşmış olarak teslim alıp evimize çıktık. Özellikle Ege solunum riskini atlatmıştı ve ikisi de sağlıklı olarak taburcu oldular. İlk üç ay Gönül hemşire yanımızdaydı. Şimdi de sevgili Marina Aslı ile Ege’nin en çok nazını çekenler arasında.
Bu ay 8 aylıklar. Ayağa kalkıyorlar, etrafı karıştırıyorlar ve çok tatlılar. Anne olmak çok keyifli ve her an heyecan verici. Hele hele ikiz annesi olmak. İkize hamile olanlar sakın ürkmesin. Süper keyifli ve eğlenceli bir hayat. Hayat onlarla başka anlam kazanıyor...
Bu kadar uslu çocuklar olup beni hiç üzmedikleri, ayrıca bana, babalarına, anneme ve babama sonsuz keyif verip, hayatımıza hayat kattıkları için kızıma ve oğluma çok teşekkür ederim. Allah bizi ayırmasın...