Benim ismim Uğur Sezgin, eşimin ismi Mahmut Sezgin. Ben 1972 ve eşim 1971 doğumluyuz. 1993 yılında evlendik. Eşim halen öğrenci olduğu için zaten hemen çocuk yapma imkanımız yoktu. Eeee ben de zaten henüz 21 yaşındayım, ikimizin ailesi de başka şehirde, bebeğe kim bakacak? Kısacası bizim için çocuğun düşüncesi bile imkansızdı. İlerleyen yıllarda tüm arkadaşlarım, akrabalar, etrafımızdaki herkes ne zaman çocuk olacak sorusu ile özellikle beni çok sıkıştırıyorlardı. Eşim halen askere gitmemişti, askere gitme düşüncesi onun için çok korkutucuydu. Aslında ben ara ara artık çocuk istiyordum ama eşim asla bu konuya sıcak bakmıyordu. En sonunda eşim 2001 yılında benim ısrarlarıma dayanamayıp askere gitme kararı aldı. Dönünce de artık çocuk yapacaktık. Çünkü farkında olmadan evlendiğimizden bu yana 8 yıl geçmişti. Eşim gitti ve askerdeyken behçet hastası olduğu ortaya çıktı.
Hastalığın ne olduğunu bile bilmiyorduk. Araştırıldı, tedaviler başladı ama malesef çaresi olmayan ömür boyu çekilecek bir hastalıktı. Eşim doktorlara sorduğu ilk sorulardan birisi, çocuk ile ilgili bir problem olup olmayacağı olmuştu. Bulaşıcı bir hastalık değildi. Eşim hava değişimi ile birlikte askerliğini bir yılda bitirmiş oldu. Asker dönüşü normal hayata adapte olma, iş problemi derken arada çocuk yapma düşüncesi iyice gündeme geldi. Ama altı ay geçmesine rağmen ben hamile kalamıyordum. Her ay yine hamile değilim diye hüngür hüngür ağlıyordum, tüp bebek ile ilgili araştırmalara başlamıştım bile. Ama Allah bize bu zamanda kısmet etti ki 2004 Şubat ayında hamile olma ihtimalim olduğunu doktorum söyledi. İhtimaldi çünkü ben meraktan o kadar erken doktora gittim ki, doktor henüz görememişti bile.
Arkadaşlarım hemen doktora mı gidilir diye bana güldüler. Doktor çıkışı 45 dakika boyunca eve dönene kadar herkese telefonla haber verdim. O kadar güzel bir hamilelik geçirdim ki belki birkaç kez midem bulanmıştır. Ama ilk aylarda uykum çok geliyordu. Yaklaşık 3 aylık hamileydim, doktorum bebeğin karnının oluşmadığından şüphelendiğini ve daha büyük bir ultrasona girmem gerektiğini, eğer öyleyse bebeğin alınması gerektiğini söyledi. Diğer ultrason sonucunu almamız 2 saat kadar sürdü, o arada anne olduğumu hissettim. Şükürler olsun ki bebeğimde hiçbir sorun yoktu. Eşim de çok üzüldü, o da o an baba olduğunu hissettiğini söylüyor. Hamilelik boyunca sürekli internette herşeyi okuduğum için hastalıkları hemen kendime ve bebeğime yakıştırıyordum. Şimdiki aklım olsa hayatımın en güzel duygusunu yaşadığım o anları daha mutlu geçirirdim. Normal doğumdan korktuğum için 30 Ekim'de sezeryan kararını aldık. Doğumdan çıktım, halen şuurum yerinde değildi, odada bebeğimi kucağıma verdiler. Hayatımın en mutlu günü olduğunu o an anlamadım tabii ki, doğum heyecanı, bebeğe olan merak, anneliği hissetmek. Dünyanın en güzel duygusu. Allah isteyen herkese versin.
İkinci çocuk düşünmememe rağmen bu duyguları bir daha yaşamayı çok istiyorum aslında. Oğlum şu anda 22 aylık ve bu sabah bana "güzel" dedi. Ne güzel oğlum diye sordum, cicin dedi. Dünyanın en güzel şeyi o. Hayatta hiçkimseyi evladınız gibi sevemezsiniz, anneliğin kıymetini bebeğimden sonra öğrendim. Annem yaşamadan anneliği anlamazsın derdi, gerçekten doğruymuş. Bazen hareketli olduğu için delireceğimi hissediyorum, ama o bizim herşeyimiz. Hergün iş dönüşü anne diye boynuma atlıyor ya, o an tüm dertler unutuluyor. Hergün eve bir an önce gitmek için dakikaları sayıyorum. Dünyada bundan daha büyük bir aşk var mı?