Eşimle 1995 yılında lise son sınıfta tanıştık ve 11 yıldır birlikteyiz. 16 Haziran 2002 tarihinde evlendik. Bebek konusunda hep daha sonra diye erteledik. Maddi ve manevi olarak hazır olmayı bekledik. Maddi açıdan ertelemenin bence hiçbir getirisi yoktu çünkü bir türlü kenara para ayıramıyorduk. Bebek konusunda ben daha ısrarlıydım çünkü çocukları çok seviyordum ve her geçen zamanın aleyhimize olduğunu düşünüyordum. Eşim bu konuda daha çekimserdi çünkü kendini hazır hissetmek, maddi açıdan yeterli olmak istiyordu. 2004 yılı ekim ayında reglim 20 gün gecikmişti. İş ve ev arasında dolmuş ve otobüse bindiğimde sürekli bir halsizlik ve mide bulantısı hissediyordum ama bünyemin zayıf olmasından ya da tansiyon düşmesindendir diyip geçiştiriyordum. 18 Ekim günü eşimin şirket doktoru ile görüştüm bu rahatsızlığımdan bahsettim. Kontrol için beni çağırdı. 20 Ekim günü bana idrar testi uyguladı. Çünkü belirtilerin bebek olabileceğini söyledi. Test pozitif çıktı hatta çok yüksek değerlerdeydi. Hiç beklemediğimiz bir haberdi eşim ve ben resmen şoktaydık. Hep hayal ettiğim bir an vardı. Sevinçten çığlıkların atıldığı, eşimle sarılarak mutluluğumuzu paylaştığımız bir an. Ama öyle olmadı... Oradan eve gitmek için ayrıldığımda içimde bir canlı olduğunu düşündükçe kendimi çok garip hissediyordum. Özel bir hastanede çalışan arkadaşımı aradım. Gidip hemen kan testi yaptırmamı söyledi. Hemen gittim kan verdim, 40 dakika kadar sonucu bekledik ve 6 haftalık hamile olduğumu öğrendim. Büyük ihtimalle eylül ayında hamile kaldıktan bir hafta sonra regl olduğumu söylediler. Artık rutin kontrol dönemi başlıyordu. Üçlü tarama testimde sorun çıkmıştı. Hastanedeki doktorlar sıvı aldırmamı, down sendromu riski taşıdığını, ama sıvı aldırmamda da düşük riski olduğunu söylediler. Kendi doktorum gelişimin normal olduğunu kararı benim vermemi söyledi. Bizim için o kadar kötü bir dönemdi ki bir sürpriz gibi gelen bebeğimi kaybetme korkusu sardı. Sonra dört boyutlu ayrıntılı ultrasonda da net sonuç alabileceğim söylendi ve hemen bu ultrasona girdim. Ense kalınlığı, kafa çapı, yüz detayları herşey normaldi. Ve o anda ne olursa olsun bu bebek bizim, her ne olursa olsun onu doğurmak istiyorum demiştim. Sonraki aylarda herşey normal ilerledi. Mide bulanması, aşermesi olmadı sadece tansiyon düşmesi sorunum vardı. Bol bol meyve yiyordum, doktorumun zararlı dediği şeylerden uzak duruyordum. Yaklaşık 14,5 kg aldım. Onun dışında çok güzel ve eğlenceli bir hamilelik yaşadım. Bebeğime müzik dinletiyordum, onunla sürekli konuşuyordum, puzzle yapıyordum. Hatta 7,5 aylık hamileyken Nevşehir turu bile yaptım. Ihlara vadisine indim, Göreme, Avanos... dağ tepe tırmandım. Fiziki yapı olarak minyon bir yapım var. Boyum 1.50, hamile kaldığımdaki kilomda 44 dü. Bebeğin gelişimi çok normal gidiyordu. Ancak belimden rahatsız olduğum için ve yapımımın küçük olmasından dolayı doğumun büyük ihtimalle sezeryan olacağı söylendi. 40. hafta yapılan kontrollerde bebeğin kalp atışlarının azaldığı ve hemen ertesi gün alınacağı söylendi. Akşam son kez çantamı kontrol ettim, evraklarımı hazırladım. Stresten mi bilmiyorum ama ilk defa o gece sancım gelmeye başlamıştı. O gece o kadar uzun geldi ki, hiç sabah olmayacak sandım. Bebeğimin içimde olmasına o kadar alışmıştım ki hep orada kalacak gibi geliyordu. Tekmelerini, kıvrımlarını içimde hissetmek, hareketlerini dışarıdan gözlemleyebilmek...
9 Haziran sabahı eşim, annem, kayınvalidem, görümcem, kayınbiraderim 7.30 da hastaneye gittik. Bazı evrakları tamamladıktan sonra herkesle vedalaşmamı artık doğumhaneye çıkmamı söylediler. Yukarıya yanımda sadece eşim gelebilecekti. Asansöre binerken dönüp baktığımda bütün gözler dolmuş, hüzünlü yüz ifadeleri vardı. Yukarıda ameliyat sırasında giymem için önlük verdiler ve hazırlanınca kıyafetlerimi eşime vermemi ve vedalaşmamı istediler. O an ona öyle bir sarıldım ki bir daha görmeyecekmiş gibiydim. İlk defa orada korku ve yalnızlığı hissettim. Sonra rutin işlemler. Doktorum geldi ve artık zamanın geldiğini söyledi. Ameliyathaneye alındım. Anestezi uzmanı geldi iğnemi yaptı ondan geriye doğru saymamı istedi. Gözlerimi kapatmadan gördüğüm tek şey doktorumun göz kırpması olmuştu. Kendime gelmeye başladığımda karnımda büyük bir ağrı vardı, boğazım kurumuş, gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Duyduğum tek seste oğlumun ağlamasıydı. Kafamı çevirip görmek istiyordum ama narkozun etkisiyle hareket edemiyordum. Yoğun bakım bölümüne alındık ve ilk defa oğlumu orada gördüm. Hemşire yanıma getirdi ve sağ göğsümden emzireceğini söyledi. Sürekli ağlıyordu. "Oğlum bak bitti artık, kavuştuk seninle, canım oğlum nolur ağlama artık" dedim ve sustu. Sonra emmeye başladı ve tabi ben artık o an koptum o emdikçe benim gözümden yaşlar akıyordu. Artık odamıza gitme zamanı gelmişti. Odamıza gittiğimizde kimse yoktu çünkü doğum beklenenden erken saatte bitmiş, herkes aşağıda anonsu bekliyordu. Beni odama getiren görevliler hemen eşimi aradılar. Herkes odama geldiğinde, artık yanlız değiliz dedim. Ve mutlu son oğlum artık babasına da kavuşmuştu. Herşey bir rüya gibiydi. Üzerini çıkardık, vücuduna baktık, elleri, ayakları, saatlerce oturup onu izliyorduk. El, dudak, göz hareketleri, sürekli açmış gibi yalanması... İşte küçük prensim artık kucağımdaydı.
Allah tüm isteyenler bu mutluluğu tattırsın. Yaşamanın anlamı...
Şimdi oğlum 15 aylık, dünya tatlısı bir varlık. Herşeyi kendi belirledi, biberonu sevmedi, emmeyi 1 yaşında kendi bıraktı. 10 gün önce birden yürümeye başladı. Gelişi gibi herşeyi bir sürpriz bizim için.
Dodim, Tostosum, Küçük Aşkım Sen Benim Herşeyimsin. Seni Çok Seviyorum Oğlum.