Canım oğlum, bal boncuğum tam 6 ay önce açtı gözlerini hayata. Aslında dünyaya gelmeden önce de belliydi gözlerinin boncuk boncuk ve fıldır fıldır olacağı. Zaman nasıl geçti hiç anlayamadım. "aman Allah’ım hamileyim" dediğim gün ile bugün arasında garip bir zaman boşluğu var gibi… Öylesine bir boşluk ki annelik öncesi annelik sonrası diye ayırabiliyor hayatımı.

Evliliğimin henüz 2. ayındaydım ve eşimle yaklaşık 3 yıldır tanışmamıza rağmen tuhaf bir uyumsuzluk içindeydik. Büyük çabalarla birbirimize alışmaya çalışıyorduk ki bende gariplikler olmaya başladı. Çevremin ısrarlarına rağmen gebelik testi yapmamakta direniyordum ama bir gün dayanamayarak yaptım ve işte o an!!! Gözlerime inanamadım, yanlış yaptığımı düşündüm… Çok komik ama kabullenmek istemiyordum. Eşim bende bir gariplik olduğunu sezmiş. Banyodan saatlerce çıkmayınca da ben çıkar çıkmaz çöpü karıştırmış. Ben kendi kendime bu olayı çözmeye çalışırken o benim hamile olduğumu çöpten çıkardığı bu testle öğrenmiş (biliyorum iğrenç ama gerçek). Oysa ben bu anı hep filmlerdeki gibi olsun isterdim...

Evliliğimizin en kötü günü o gündü sanırım oysa ki bu bizim en mutlu günümüz olmalıydı. Hamile olduğumu öğrendiğim gün bunu eşim dahil olmak üzere hiç kimseyle paylaşamadım ve hatta gizlice aldırmayı bile düşündüm (ne cahillik!!!). Kazayla hamile kaldım diyenlere hep çok gülerdim; eh neyi kınarsanız o başınıza gelir işte. Nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde ben hamileydim. Eşim sürekli neyin var diye beni sıkıştırıyor bense yok bişey diye ısrar ediyordum. Sonunda hamile olduğumu bildiğini söyledi. Tanrım yer yarılsın içine gireyim dediğim o an… Sabaha kadar hiç uyumadık konuştuk, tartıştık, ağladık ve gün ağarmaya başladığında ne yapıyoruz biz dedik. İşe gitmek için evden çıktığımızda ikimizde sarhoş gibiydik. Hala ne istediğimize emin değildik. Ben hem korkuyor hem de bebeğimi kaybetmek istemiyordum. Eşim aldıralım dediğinde öfkeleniyor kızıyordum, aldırmayalım dediğinde sen kolay mı sanıyorsun diye yükleniyordum; o artık susmayı tercih etmişti.

O zorlu günün ardından aslında bebeğimizi istediğimizi anladık. Biz birbirimizi seviyorduk ve o bu sevginin çiçeğiydi; bizimdi ve tanışmadan göndermeye hakkımız yoktu, biz bu kadar cani olamazdık. Şaşkın geçen birkaç günün ardından doktora gittiğimde öğrendim ki bebeğim 7 haftalık olmuştu bile… Yani neredeyse 2 koskoca ay olmuş oğlumla birlikte nefes almaya başlayalı. Hemen lokum aldık ve akşam kayınvalidemleri çağırdık. Lokumları verirken torunundan sevgiler babaannesi dedik. Kayınvalidemin şaşkınlığı hala gözümün önünden gitmiyor. Anneme hemen telefon ettim; ağlamaktan konuşamadım. Daha düne kadar annemin karabiberi, babamın küçük prensesiydim şimdi anne oluyordum...

İlk 6 ay işim nedeniyle çok zorluydu ve dayanılmaz bir işkenceydi. Mide bulantılarım 5 ay sürdü, sürekli de sancım vardı. Sefil hallerde dolanıyordum ortalıklarda ama çoğu zaman bebişimin varlığını unutup elimde koca koca dosyalar merdivenlerden koşturuyordum, iş yerinde herkes benim derdime düşmeye başladı. Etrafımda sürekli "Özlem koşma, atlama, dur kaldırma, meyve yedin mi, sütünü iç..." sesleri. Aslında ne yalan bu ilgi hoşumada gidiyordu. İşim zor ve stresliydi akşam 9 – 10 dan önce eve gelemiyordum, 1,5 saat yollarda geçiyordu ama en azından iş arkadaşlarım herşeyi telafi ediyordu. Altı ayın sonunda karnımdaki bu minik canlı beni mutlu etmeyi başarmıştı ve hayat şimdi çok daha güzeldi. 6 aya kadar doğru dürüst yemek yiyememiştim, tuzlu çubuklarla yaşıyordum adeta ama 6 aydan sonra değil iki dört kişilik yiyordum resmen.

En güzeli ise doğumdan 1 ay öncesiydi. Tek derdim oğlumdu tüm gün yemek yiyor, geziyor ve uyuyorduk; onu içimde hissetmek harikaydı. İşe gitmiyordum, midem bulanmıyordu ve bahar gelmişti. Oğluşumla birlikte güneşin tadını doyasıya çıkarıyorduk. Ve doyasıya dondurma yiyorduk... Ben fazla kilo almadım ama karnım iyice büyümüştü. 9. ayımdaydım ve suyum azaldığı için doktorum her gün kontrole çağırmaya başladı. Ben ısrarla normal doğum istiyordum. Normal doğum için elimden geleni yapıyordum ama doktorum benim normal doğum yapamayacağım konusunda ısrarlıydı. Artık son günlerimdi benim dışımda herkesi stres almaya başlamıştı. Pazar günü sabah eşimle birlikte kahvaltıya gittik, zor yürüyordum ama o günün tadını çıkarmaktan da vazgeçmiyordum. Akşama doğru annem aradı ve bana; "kızım devlet hastanesinde tanıdık bir ebe var, bugün nöbetçiymiş, gel bir de o kontrol etsin normal doğum olur mu olmaz mı" diye ısrar edince ben de iyi madem dedim hadi gidelim ne kaybederim ki dedim. Güle oynaya hastaneye gittik eşim kapıda oturdu bekliyor, ben doğumhaneye girdim. Masayı gördüğümde dizlerimin titrediğini hissettim. Ebe kontrol ederken, "tamam vazgeçtim, ben sezaryen istiyorum" diye bağırıyordum... Sanırım doğumdan çok bu halim kameralıktı; oldukça gülerdik bugün eminim.

Doğum çok ansızın geldi. Ebe bana sen normal doğum yapamazsın kızım eziyet etme kendine dedi ve NTS için makineye bağladı. İşte herşey ondan sonra çok hızlıydı. Bebeğimin kalp atışlarının durmaya yakın olduğunu farkettiler ve hastanede inanılmaz telaş başladı. Nöbetçi doktor çağrıldı, serum takıldı ve çıkışıma izin verilmedi. Serum, sonda, ameliyat önlüğü vs… derken bir koşturmaca içinde ben kendimi ameliyathanede buldum. Eşim benden daha panikti, içeri uçtu sanki, zor çıkardılar. Doğum burada olmayacak, bizim doktorumuz var, sakın suni sancı vermeyin, o serum ne... şeklinde huzursuzlanıyordu. Doktorumu aradı, çıkan sonucu ona söylediğimizde hemen sezaryenle alsınlar dedi. O da bunu söyleyince neye uğradığımızı şaşırdık. Eşime ve anneme sakin olun diyordum, gülüyordum hatta arkadaşlarımı arayıp ben doğuma giriyorum dua edin bile dedim. Sanırım bilinçli değildim bunları yaparken. Eşim benden çok daha panikti ve o benden çok ağladı eminim. Hamileliğim boyunca kendimi normal doğuma hazırlayan ve normal doğum için yürüyüşler, egzersizler yapmaya çalışan ben bir anda sezaryene giriyor buldum kendimi. Ameliyathaneye girdiğimde şoktaydım, gülümsüyordum ama bütün vücudum titriyordu. Herkes o kadar hızlıydı ki ne düşüneceğimi bilemiyordum. Elime birşeyler takıyorlardı ben içimden dualar okuyordum. Doktor karnıma soğuk birşeyler sürmeye başladı ben eyvah uyuşturmadan kesecek beni bu kadın derken gözümü açtığımda odadaydım yani o an gitmişim.

Doğuma ne kadar hazırlıklıydım aslında. Çantalar hazırdı, planlar yapılmıştı, her detay düşünülmüştü. Saçıma takacağım tokadan bebeğimin yüz örtüsüne kadar her detay hazırdı. Ama sonuçta oğlum çarşaflara sarılı çıkartıldı, çantalarımız gelene kadar doğum bitmişti. Kamera hep yanımızda gezmemize rağmen o an yoktu ve en kötüsü ben o ilk anı göremedim çünkü hala ameliyathanedeydim ve baygındım. Çok hızlı ama zorlu bir doğum oldu, o gün toparlanamadım. Ancak ertesi gün oğlumu kucaklayabildim ve o anı tarif edebilmek hiç mümkün değil… Kucağıma verdiler minicik oğlumu o da ben de şaşkındık, gözleri fıldır fıldır yusyuvarlaktı ve simsiyah saçları vardı. Meleğim benim ne kadarda güzeldi. Dünyanın sekizinci harikası benim oğlum olmalıydı…

İlk 40 gün dayanılamaz bir işkence gibiydi, her kafadan bir ses, bitmeyen sancılar ve en kötüsü emzirmek… Emzirmeye alışmamız benim içinde oğlum içinde çok zor oldu. Ben bebeğimi tutmayı beceremiyorum o da emmeyi... Süt yok bir yandan… O açım diye ağlıyor ben ise doyuramıyorum diye... Trajikomik günlerdi anlayacağınız. Neyseki sonunda işi kavradık. Öyle bir kavradık ki bu seferde küçük beyimizi ayıramaz olduk. Minik canavarım hep aç ve hep uyanıkdı. Sütümün yetersiz kaldığını anladık ve maalesef biberon mamalarına başladık. İki ayı geride bırakmıştık ve artık oğlum doyuyordu. Sadece uyku ve gaz problemimiz kalmıştı, üçüncü ayımızda onlarıda aştık.

Bal boncuğum şimdi altı aylık, kikir kikir bir bebek. Ona her sarılışımda o mis kokusunu içime her çektiğimde hayat buymuş, mutluluk buymuş diyorum. Allah her kadına bu duyguyu yaşamayı nasip etsin. Oğlumdan ve benden hepinize kucak dolusu öpücükler…

Aramıza hoşgeldin meleğim; iyi ki geldin ve de tam vaktinde geldin...