Anne olmak için çabalayan tüm annelere:

1 senedir deniyorduk ve bir sonuç alamamıştık. Ben Ovulasyon takiplerine başladım. 4 ay gittim ve problem çıkmadı. Sonra eşim gitti. Ona Varikosal teşhisi kondu, ameliyat olması gerekiyordu ve ameliyattan sonra kesin olup olmayacağı belli değildi. Ameliyatı oldu, beklemeye başladık.

Hafif hafif kanamam oluyordu, ilaç kullandım tamamen olayım diye, fakat olamıyordum bir türlü. Arkadaşım, test al dene Tülay dedi, ama imkansız o zaman kanamam olmazdı dedim. Ama yinede aldım veeeee hamileydim. Ama bir gariplik vardı, kanamam da vardı. Hemen doktoruma gittim, ultrasonla baktı, evet hamilesin dedi ama yüz ifadesini ölene kadar unutmam. Buruk bir ifade ile Tülay, her an düşürebilirsin, şansınız çok az dedi. O an derler ya dünya başıma yıkıldı, hiç bir şey diyemedim, öylece kaldım. Doktorum, bazı doktorların böyle durumlarda kürtaj yaptığı söyledi, ama Tülay biz elimizden geleni yapalım dedi. O kadar uğraşmıştık ve ne olacağını bilmeden bekleyecektik. Bir sürü ilaç verdi, umudunu yitirme dedi. Eşimi arayıp hüngür hüngür ağladım. Neden diye düşündüm. Bebeğimizi her an kaybetme tehlikesiyle yaşamak çok ama çok zordu. Mide bulantılarım, kusmam, kanamam sürekliydi. Diğer insanların hamileliklerinden farklı bir gebelik yaşıyordum. 4 ay acaba bugün mü diye her sabah kalktım. Etrafımdaki herkes bana destek oldu. Bir sabah kalktığımda, kanamam yoktu, inanamadım, doktorumu aradım, takip edelim dedi ve artık kanamam yoktu, ben hala inanamıyordum.

Her bebek bekleyen anne adayı gibi, vitrinlere bakamamıştım, hep uzak durmuştum, kendimi alıştırmayayım, sonra çok üzülmeyeyim diye. 4 aydan sonra hayatım değişti, artık normaldi her şey. 4,5 ayda bebeğimin cinsiyeti belli oldu. Bir oğlum olacaktı. Babasına göre bir yavru kartal, bana göre ise aslan.

Her şey çok güzel gitmeye başladı, bende artık oğluşuma kıyafetler, eşyalar bakmaya başlamıştım. Down testine sıra gelmişti, değerlerim yüksek çıktı ve amniyosentez olmam gerekiyordu. Sanki siyah beyaz bir Türk filminin içindeydik. Yakınlarıma söylemeye bile dilim varmıyordu. “Down”.

Dışarıda, yağmur yağıyordu, sağanak, biz hastaneye gidiyorduk eşimle. Kalbim vücuduma sığmıyordu. Ne Cüneyt bana nede ben Cüneyt’e bakabiliyordum. Hastanede, Cüneyt’e ve bana çocuğumuzun test esnasında düşebileceğine dair kağıt imzalattılar. Canım yanıyordu ama yüreğimin yangını, ızdırabı tarif edilemez. Su alındı, ve sıra beklemeye geldi. Sonuç 15 gün sonra verilecekti. 15 gün, sanırım bize 15 yıl gibi geldi. Zaman dolunca, hastaneyi, benim ve Cüneyt’in aramaya cesaretimiz yoktu. Bizim yerimize arkadaşım, dostum Bahriye aradı. Dualarımız kabul olmuştu, yazarken bile gözlerim doldu, oğlum normaldi. Havalara uçuyorduk. Ondan sonraki zaman rüya gibi geçti. Oğluma kıyafetler, oyuncaklar, sadece ben değil tüm dostlarımız alıyordu. 23 Nisana gün aldık. 16 Nisan gecesi bir sancı, Allah dedim geliyor, ama geçti uykuya devam ettim. Sabah kanamam oldu, elim ayağım titredi. Doktor hemen gel ameliyata alalım dedi.

Ameliyathaneye girdim. Doktor Serhat bey, Tülay derin nefes al bebeğine oksijen gitmez dedi. Alıp verdim, gerisini hatırlamıyorum (tabi oksijen dediği, narkozmuş, ne kekim).

17 Nisan 2003 de oğlum, aşkım, UĞUR’um saat: 11:00’de dünyaya geldi. Eşime sorduğum ilk soru “sağlığı nasıl”dı. Cüneyt’in bana bakıp, gülümseyip herşey normal demesini asla unutmam.

Yanıma getirdiklerinde, eğilip eğilip bakıyordum, bu benim mi diye. Uğurum 3 yaşında, hayatta değer verdiğimiz tek varlığımız, herşeyimiz.