Sabırsızlıkla bekledim... Önce birinci çizgi belirdi, sonra da ikincisi hafif görününce bir titreme sardı vücudumu. Eşime ağlamaktan bir şey anlatamadım ama "Tamam, anladım, sen ağla." dedi ve sıkı sıkı sarıldı bana. "Hemen doktora gidelim. Ne kadarlıkmış, neymiş anlayalım." dedim.

Gecenin birinde yana yana hastane aradık, ancak doktor, "Daha hiçbir şey görünmüyor." dedi. O zaman heyecandan kan tahlili yaptırmak aklımıza bile gelmiyordu tabii. Bir hafta daha bekledik ve bu zaman sürecinde tanıdık bir kadın doğum doktorumuzun olduğu aklımıza geldi. Zaman geçip doktora gittiğimizde, bu sefer bebeğimizin kesesi görünüyordu.

Hamileliğimin ilk 3 ayı yatmam gerekiyordu, çünkü önceki hamileliğimdeki gibi kanamam vardı ama bu sefer inat edip, dayanacaktım. 3 ay kıpırdamadan yattım. Yattığım halde, kanamalarım devam etti. Zaman zaman ağladım, eşime "Yapamayacağım, bunu da kaybedeceğim." dedim ama o kadar inatçı çıktı ki bebeğim, sıkı sıkı sarıldı hayata.

Cinsiyetinin benim için çok da önemi yoktu ama doktorumuz "Kız bekliyorsun Esracım." dediğinde, eşimin gözündeki ışığı görmeliydiniz. Hiç teyzesi, hiç kız kardeşi yoktu. Eşimin ailesine ilk defa bir kız gelecekti ve bu onlar için gerçekten çok mutluluk vericiydi.

İlk 3 ay haricinde sorunsuz bir hamilelik yaşadım. Ne bulantı ne de başka bir şey. Sadece erik ve salatalık çıksın diye dört gözle bekledim. O kadar ki rüyalarıma bile giriyordu.

Doktorum normal doğum yapmam konusunda beni ikna etmeye çalışıyordu ama her şey bebeğim belirledi. Doktorum, 22 Eylül sabahına randevu verdi. "Gününde yapalım doğumu, çünkü senin kız kilo almak istemiyor." dedi, ancak bir sabah uyandığımda doğum belirtilerim başlamıştı. Benim yine zangır zangır titrememe eşim uyandı. "Hadi kalk, hazırlan, çünkü geliyor bizimki." dedim. O kadar çok titriyordum ki, kendim giyinemedim bile. Korkmuyordum, sadece çok ama çok heyecanlanmıştım. Saat 8 gibi sancı odasına aldılar ve suni sancı verdiler. Her şey sancılarım sıklaşıncaya kadar çok normal gidiyordu. Eşim yasak olmasına rağmen tabii ki doktorumuzun torpiliyle, sık sık beni görmeye geldi. Hatta bir ara doğum yapan başka bir bayanı ben zannederek kapıları yumrukladı. Kapıyı ben açınca şok oldu. "Sen mi bağırdın. Çok mu sancın var, iyisin dimi?" gibi sorular soruyordu ama ben gülüyordum. "Hadi, sen çık yukarıya, ben iyiyim. İçerde doğum oluyor, ayıp." dedim ama nerdeee... Son saatlerde yine benim kapıya çıkmamı bekledi ki hemşireyi görünce şaşırdı. Hemşireye, "Artık çıksın, bundan sonra kalkamam." dedim. Doktorumuz kontrole geldi ve "Esra hadi az daha sabret, normal doğum yapacaksın." dedi ama dayanamaz oldum. Ebe, "Hadi, madem hazırsın doktoru çağıralım." dedi.

Doğuma alındım ve nasıl olduğunu anlayamadan bebeğim doğdu. "Ne yani bitti mi, bu kadar mıydı her şey?" dediğimi hatırlıyorum ve Eslem'in kucağıma verilişini.

Son işlemlerim bitince, tekerlekli sandalyeye oturttular beni. Odama götürdüler. Eşim, "Canın ne istiyor?" diye sordu. Sabah çantama kek atmıştım. Belki yedirirler diye düşündüm. Direk o aklıma geldi. Canım nasıl tatlı istiyor ama anlatamam. Eşim, "Kekle karın doymaz, hemen bir şeyler alıp geleyim." dedi. O gitti, Eslem odaya girdi. Eşim geldiğinde elindeki paketleri bir kenara fırlatıp, kızımıza koştu. Baktı, baktı, baktı... İçimden bu efkar havasını dağıtmak gerek diye düşündüm. "Nasıl, güzel yapmış mıyım hayatım, beğendin mi?" dedim ama kimin umurunda, gözlerini kızımızdan ayıramıyor ve sadece "Çok güzel." diyebiliyordu.

Bebeğim artık 2 yaşında, küçük bir pamuk prensessin. Günbegün gelişimini gözlerimle görüp, tanık olmak, bana Allah'ın verdiği en büyük hediye. Kahve renkli gözlü bir anne ve babadan nasıl olurda mavi gözlü bir bebek doğar biz bilemiyoruz. Allah'ımızın işine de karışmıyoruz. 2 senedir her akşam babana rapor verir gibi "Bugün bunu yaptı, şunu dedi, şöyle uyudu, böyle ağladı..." demelerim hiç sanmıyorum ki çabucak bitsin.

Bebeğim, inşallah isminin anlamı gibi bir kul olup, soy ismin gibi hep gülersin...