merhaba hanımlar. sizlerle çok dikkatimi çeken ve beğeniyle okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum. forumda günlük yazılar ve hikayeler için bir bölüm olmadığından burada paylaşıyorum. umarım adminimiz tarafından uyarı almam
"Elif Kavakçı'nın Yazısı...
Geçen hafta küçük kızım Sidra'nın şubat tatili vardı. Çok sevdiği arkadaşı Leyna'yla beraber oynasınlar diye annesi Stacey'i arayıp eve davet ettim.
Hatırlarsanız Leyna’dan size daha onceki bir yazımda bahsetmiştim. (4 yaşında çok zeki bir kız, annesi Stacey ise Wall Street Journal’da finans danışmanı olan bir yazar)
"Görüşmeyeli nasılsın Stacey?" diye başlıyorum sohbetimize.
"Ay Elif sorma, son bir aydır çok zor günler geçiriyoruz" diyor.
"Ne oldu, hayırdır?" diye soruyorum.
"Apartmanımızda ki bitmek bilmeyen tamiratdan dolayı annemlerde kalıyoruz" diyor.
"İnsanın evinden uzak olması zordur, ama ne kadar şanslısın annenler yakında oturuyor" diye çıkıyor ağzımdan. Inşaallah bir pot kırmamışımdır diye düşünüyorum. Amerikalıların aile ilişkileri pek bizimkine benzemez ya, hadi neyse.
"Pek de öyle söylenemez" diyor Stacey. Ve son bir aydır yasadığı zorlukları anlatmaya başlıyor.
"Annemlerin apartmanı çocuklara uygun bir şekilde dekore edilmemiş. Her yerde sivri cam masalar, sehpalar ve süsler var. Zavallı Leyna’ya devamlı ‘Dur, koşma, dikkat et’ diye bağırıp duruyorum. Leyna salondaki kanepede uyuyor. Annemler akşam yemeklerini gece 10’da yiyorlar. Tabii ki Leyna gürültüden uyuyamıyor." diye ekliyor.
Yeni bir pot kırmamak için sadece dinliyorum Stacey’i.
"Geçenlerde Agatha (Stacey’nin 4 aylık kızı) karnı acıktığı için deliler gibi ağlıyor. Bende koşarak aşağı kata inip, ne kadar çabuk mamasını hazırlarsam o kadar çabuk susar diye acele ediyorum. Bu arada Leyna gelmiş, ‘anne, neden bana hiç vakit ayır mıyorsun? diyor’. Bir an benim için zaman duruyor, sesi çığlıklara yükselmiş Agatha, eteğime yapışmış ‘benimle oynasana’ diye ağlayan Leyna ve koltukda sessiz sakin oturan annem. Ne yapıyor biliyor musun? Elindeki moda dergisinin sayfalarını çeviriyor. Şaskınlıkla ona baktığımı fark edince ne derse beğenirsin? ‘Merak etme, bebeğin ağlaması beni hiç rahatsiz etmiyor (!)’ diye yakiniyor Stacey.
"İnanılacak gibi değil." diyorum. "Bizim kültürümüzde, aile anlayışımızda öyle bir şey yaşanması mümkün değil. Çok ilginç." diye ekliyorum.
"Bizim ailemiz böyle işte. Gecenlerde anneme sordum ‘anne ben düşünüyorum da, ben çocukken senin benimle oynadığını hiç hatırlayamıyorum’. ‘Oynamadım da ondan!’ diye cevap verdi annem. ‘Yapacak işim gücüm vardı, evin işlerini ancak yetiştiriyordum, seninle oynayacak vaktim yoktu’ dedi".
"Biliyor musun Elif, annem beni kendi cocuklarıma vakit ayirdığım için devamlı eleştiriyor." "Çok şımarttığımı düşünüyor" diye dertleniyor Stacey.
Stacey’e ben de bizim kültürumuzdeki aile kavramını anlatıyorum. Annemin babamın, torunları için deli olduklarını, senede bir kez hasret gideren babaanne ve dedelerinin ise torunlarıyla geçirdikleri her dakikanın onlar için taşıdığı önemi anlatıyorum. Anlatıyorum ama, onun hayat tarzı baska bir extreme. Sonun da o da 4 aylık bebeğini hiç tanımadığı bir lise öğrencisine bırakıp bize gelebilmiş.
Odalarında oyuncaklarıyla oynayan iki minik kiz birbirlerinden ayrılmak istemeyince, "yarın bize gelsenize" diyor Stacey.
"Çok tesekkur ederiz, ama yarın ablam geliyor, onu almaya gitmemiz lazım" diyorum.
"Ablanı sen mi alacaksın? Taksiye atlayip gelmiyecek mi?" diye meraklı bir tonla soruyor Stacey.
"Evet ben alacağım, o benim ablam! Onu çok özledim, işlerimi de zaten onun geliş saatine göre ayarladım" diyorum.
"Biliyor musun Elif, ben California’da üniversitede okurken, annemleri ziyarete gelirdim. ‘Anneciğim, geldim, hava alanındayım’ diye arardım. Annem de bana ‘atla taksiye gel kızım’ diye cevap verirdi." diyor Stacey.
Stacey ve Leyna’yı kapıda ugurladıktan sonra. Kapıyı kapatır kapatmaz Sidra’ya koşup sarılıyorum. Ona doya doya sarılirken Rabbime şükrediyorum.
"Elhamdulillah! Rabbime şükürler olsun ki Müslüman bir Türküm. Ve şükürler olsun ki beni ve çocuklarımı seven bir ailem var!"